Bildiklerine çok güvenen geveze olur!

Kendi başarısızlıklarına çözüm bulamayanların davranışıdır yakınındaki kişinin başarısızlığından keyif almak. Karaktersizliğin bir basamak daha altı olsa gerek bu durum. İnsanların zor zamanları olabilir önemli olan düşeni kaldırmak, zor zamanlarında ona yardım etmek en azından köstek olmamaktır.

Cahil ile sohbet etmek güçtür bilene, cahil ne gelirse söyler diline. Sözün gümüş olduğunu bilmeyen sükutun altın olduğunu anlayamaz. Cehalet kadar tehlikeli hiçbir bomba yoktur, insanların başına ne gelirse cahilliği sayesinde gelmiştir, cahil toplum yöneticilerin işine gelir istedikleri gibi at oynatırlar, kandırılması, susturulması kolay olur.

Bazı insanlara düşüncesinin yanlış olduğunu anlatmak istediğimizde hemen bizi susturmak için bağırarak konuşurlar böylece haklı görüneceklerini düşünürler. Başkalarını aşağılamaya çalışırken kendilerinin konuşma ve anlama özürlü olduğunun farkında bile olmazlar. Onlara göre herkes aptal ve suçlu onlar her zaman akıllı ve bir numaradır.

Kimseyi kırmak istemesek de bunun için özen göstersek de bazen olaylar bizim kontrolümüzün dışında gelişiyor. Karşımızdakinin duygularına güvenerek hareket ettiğimiz zaman sadece kendimizi kandırdığımızı görüyoruz. Geriye dönüp bakmak; belki en güzel günlerimizden vazgeçmemize neden olacak, belki hayatta tek seferde elimize geçecek fırsatları tepmemize neden olacak, ileriye bakmak gerekiyor, belki güzel günler yakındadır.

İnsanların büyük bir kısmı hayalcidir, hep hayal ederler ama gerçek tam tersi olarak önlerine sunulur, sonra ilgi duydukları karakterleri canlandırmaya başlarlar.

Kimse gerçek benliği ile karşılaşmak istemez, kendinden kaçar çünkü dört dörtlük değildir, hataları vardır yüzleşmek istemediği, unutmak istediği, işte egoda saklı olan algı budur ve bu da iyilik algısını yok eder.

HÜLYA ÇAKICI

Işık saçan insanlar!

İyiler asla yıkılmazlar sadece bazen sallanırlar. Ama herkesin o köprüyü görmesini bekleyemeyiz. Öncelikle fikri güzel, eylemi güzel olabilmeli, kendi hayatında figüranlığa soyunanların doğruyu, yanlışı ayırt etmesi biraz zordur.

Bazı insanlar vardır ki onlar gerçek birer ışıktırlar ve o ışığı kimse görmek istemez. Görmek istemeyenlerin çoğuda negatif insanlardır, öyle suretleri vardır ki gülümseme içinde, sevimli görünürler. Işık olanın ışığını sünger gibi emerler, asla istemezler ışık saçmasını ve böylece gerçek ışık kapanır, kapattırılır.

Gerçek ışık açığa çıkmak, parlamak ister tekrar yine izin vermezler. Işık ister izin verin ışığımı yansıtayım, bakar olmuyor hiç olmayı seçer, hiçlik mertebesi boyutuna erişir, yaşar. Hiç sanılır hiç kimse, öyle görürler, görmek isterler. Bilmezler, bilemezler, bilmek istemezler, bilmemeyi seçerler, o hiç olan bir ışıktır.

İnsanın içindeki potansiyeli açığa çıkarması elinde olmuyor bazen ve kendisini insanlara teslim etmek zorunda kalıyor. Böylece insanlar tarafından yeniden dizayn ediliyor. Bunların hepsi bir süreç, gerçek ışık vardır görebilene, hissedebilene, anlayabilene, gerçekten alıp kabul edebilene.

İçimizdeki ışığı ortaya çıkarabilmek için ışık içinde kalmayı ve cesaret ile ilerlemeyi seçmemiz gerekir. Azimle, inançla kalkar yolumuza kaldığımız yerden devam ederiz. Hayallerimize kavuşabilmek için daima geriye değil ileriye bakar umudumuzu hiç yitirmeyiz.

HÜLYA ÇAKICI

BEYİN GÖÇÜ

Ülkedeki devlet opera ve balesi rağbet görmediği ve ödeneklerini ödeyemediği için kapatılıyor. Tübitak tarafından kabul görmeyenlerin yurt dışında birinci olduğu bir ortamdayız. Dünyada başarılı Türk asıllı kişilerden hiçbiri bu ülkede kalıp bir şeyler başaramamışlar. Sonuç olarak yurt dışında Türkiye değerlerine girmek gösteriyor ki, her başarı yurt dışından geçer. Ama acı olan bu insanların ülkesi dışında büyük işler başarmış olması yani beyin göçü. Ve neredeyse hiçbiri Türkiyeyi temsil etmez, ülkede o kadar az değer görmüş ve hor görülmüşlerdir ki, zekalarının farkına varan ülkeleri temsil ederler. Çok uzun zamandır acımasızca beyin göçü veren bir ülkeyiz, bu da acı bir tablo.

Ülkede akıllı, kültürlü, üreten insana tahammül yok, birilerinin gözü açılır millet gerçekleri görür falan filan. Başarılı olabilmek için imkan ve teşvik lazım ama bize çok uzak bunlar. Ülkemizde kalarak dünyaya kendini kanıtlamış olan biri var mı Atatürk dışında. Zihniyeti ve beyni gelişmemiş bir toplumda istediğin kadar zeki ol, zekan sadece havada kalır ve bu durumda zeki olmanın hiçbir faydası da olmayacaktır.

Yükselebilmek için dayı, amca gerekiyor. Çünkü liyakata, performansa, geçmişine değil, dayına amcana bakılıyor bu ülkede. İşte bu yüzden bu ülke fazla ileri gidemez. Özellikle birkaç senedir sürekli geriye gitti, gitmeye devam ediyor ve edecek. Biz de bu arada yüksek işsizlik, yüksek enflasyon, yüksek terör tehditi ve jeopolitik riskler, yüksek stres, düşük hayat standartları ile karın tokluğuna yaşayıp, her ay gelecek ayın maaşını yeyip, halimize şükür edeceğiz. Suriye ne halde bilip şükretmemiz lazım. Çünkü biz her zaman bardağın dolu tarafını görürüz Türkler olarak. Ne olursa olsun o tek damlayı görür o bardakta su var deriz.

HÜLYA ÇAKICI

Her şeyin sorumlusu bizleriz!

Gerçekler her zaman çok güçlü bir tokat olarak çarpar o yüzden inkarcıların işlerine gelmez.

Demagoji (bir kimsenin yada topluluğun duygularını kamçılayarak, okşayarak, ona yada onlara gerçek dışı şeyler söyleyerek onu yada onları kendine çekmeye çalışma) gerçek düşünceyi sonsuzlukla çarpar ve her soru başka bir soruya açılır, aklın alamayacağı sonsuzluk.

Güç yer çekim kuvvetine benzer. Yalancı, üçkağıtçı ve yalakalar hep aynı ortak paydada paydan pay alırlar.

Kitaplarla yüz yüze gelmemiş, diliyle söyleyip yazar ama uygulamaz çünkü kısa yoldan emek harcamadan, çalışmadan, ter dökmeden zenginliğe ulaşmaktır amaçları.

Düşünce ve davranışlarımızın %80’i bilinçaltımız ile ilgili. Dolayısıyla aldığımız bilgileri bilinçaltımıza gönderip oradan bilincimize gelene göre değerlendirip kendi doğrularımızı oluşturuyoruz yani doğru görecelidir. Amacımız gerçeğe ulaşma çabası olmalı, bu nedenle aykırı fikir diye bir şey olamaz saldırgan olmak anlamsız. Bilginin gerçeğe uygun olması gerçektir.

Hepimiz duyarsızız; kimimiz susarak, kimimiz duymamazlıktan, görmemezlikten gelerek erilliğimiz, cinsiyetçiliğimiz sisteminin bizlere dayattırdığı ve bizlerinde hal ve hareketlerimizden, davranışlarımızdan, üslubumuzdan vazgeçmiş duyarsız sistem toplumuyuz. Onlar yok bizler varız ve her şeyin sorumlusu bizleriz.

HÜLYA ÇAKICI

Uzakta olan birini sevmek…

Güçlü insanların yaşayabileceği yaşam şekli. Güçsüz tipler zaten aşkın hakkını veremedi. Uzaklık iki kafa arasındaki mesafeden ibaret, oraya ulaşamadıktan sonra ha yakın olmuş, ha uzak aynı. Aşk illa gözle görmek değil, yüreğinle hissedebilmektir.

Kontrolsüz yakınlıklarda tüketebilir aşkı, bazen insanlar birbirlerine çabuk ulaşırlarsa çabukta bitebilir her şey.

Mesafeler ancak ruhen uzak insanlarda olur, ruhları beraber olan sevgilerde mesafe düşünülemez bile, düşünülüyorsa o sevgi değildir zaten. Kafka Milenayı hep uzaktan sevmiştir. Başınızı yastığa koyduğunuzda avuçlarınızda bir yürek atar. Düş mü, gerçek mi yoksa yastığın marifetimidir bilinmez. Duygular bağımsız bir şekilde alır başını gider. Çok uzakta olsa, sarılamasanda, mutlu olduğunda, hüzünlü olduğunda yanında olamasa da eğer güveniyorsan o kalbi acıtmayacağına dünyanın öbür ucunda olsa da devam eder.

Mesele sevdaysa kanun da, kural da, şartlar da bir yere kadar olur. Seven yüreğinde sevileni besleyebilirse yürür gider yoluna. Ama erişmek istediğinizde kilometrelerce yolun önünüzde engel olduğunu bilir ve bununla yaşamayı öğrenip güne gözleriniz kapalı uyanırsınız. Başaranlar var ama sonunda bir kavuşma ihtimali varsa mücadele edilir. Bunu başaranlardan biriyken okyanusu geçip derede boğulabilirsiniz. Kendinize güvensenizde karşınızdakinin zamanla zorluklardan kaçmayacağını bilemezsiniz. Ve hayatınızı onun üzerinize oynuyorsanız yanlış yapar, enkaz altında kalırsınız, dibi görünmeyen her şey zarardır.

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur derler. Elbet biter ama azar azar biter, ne zaman başladığını ve bittiğini anlayamazsınız bile.

HÜLYA ÇAKICI

Irksal insan çöplüğü…

Her imparatorluğun temelini biraz da olsa katliamlar oluşturuyor. Hepimiz aynı Allah’ın çocuklarıyız. Tüm dünya bunu bilse de dini silah olarak kullanmaktan vazgeçmiyor.

Emek sömürüsü insanın etini yemek onu parçalamaktır. Bireyleri yeteri kadar milliyetçi ve din ahlakıyla saldırganlaştırır ve bu kavramlarla uyutursanız tapınacak hale getirirsiniz kolayca. İnsan evrenin kanseri, yarası ve sızısıdır. Kapitalizmi yok etmek öyle güç ki, insan egoizmiyle beslenen bir canavarı asla yok edemeyiz.

Amerika ırksal olarak insan çöplüğüdür. Bu nedenle ırklar ve onların oluşturduğu devletleri tehdit olarak görürler. Amerika gerçek sahiplerinin yaşadığı bir ülke olsaydı (Kızılderililer) dünyanın en saygın ülkesi olurdu. İngilizler, Fransızlar, İspanyollar vs. bilge ve soylu bir uygarlığı vahşice yok ettiler.

ABD’nin uygulama sistemi; önce böleceği ülkeye özgürlük ve para gönderir sonra bir şekilde özgürlüğünü geri ister. Ama özgürlük para gibi elle tutulur bir şey değildir, o yüzden borçlu olan ülkeye yarınız özgürlüğe olan borcunuzu, diğer yarınız para borcunuzu ödeyin der. Böylece ülke ikiye bölünür; yarısını özgürlükleri için hayatlarını verenler, diğer yarısını para için ülkelerini satan zenginler oluşturur.

ABD Müslüman ülkelerde gücünü deniyor. Çünkü Müslümanların güdülebilen bir toplum olduğunu biliyor. Niye Rusya, Çin, Almanya, Fransa vs. değil. Acaba Müslümanız diyen ülkelerin yöneticileri düşünüyor mu bunu. Bilinçli beyin bir resime bakınca saçma bulsa da, bilinçaltı demek ki der. ABD yönetimi ve Trump muhteşem bir pazarlama operasyonu gerçekleştirdiler. Arapların kendi iktidar ve servetlerini korumaktan başka bir şeyden anladıkları yok, ipleri tutan kuklacı hangi ipi çekerse ona göre hareket ediyorlar.

HÜLYA ÇAKICI

Görünmeyeni görebilmek!

Düşünmeyen ama parayı çok seven insanları yönlendirmek kolaydır. Böyle insanların paraları azaldıkça akılları da azalır. Akıllı kişiden değil cahilden korkulur.

Arı bal yapar ama zarar verirseniz iğnesini batırmaktan çekinmez. Her şeyi düşünebilirsin sınır yok ama düşündüğünü herhangi bir şekilde eyleme geçirme noktasında sınır var. Günümüzde düşünceyi eyleme dönüştürme şansı verilmiyor, bari düşünce özgürlüğünde sınırsız olalım. Kimseye söylemek zorunda değiliz, birileri bizi onaylar onaylamaz önemli değil, böyle bir hesap yapmadan iç dünyamızda özgür ve kuralsızca düşünebilmeliyiz.

Para için susanlar, aşk için susanlar, çocukluk hayalleri için susanlar, dini kullanarak susturulanlar. İnsanları susmak zorunda bırakan etkenlerle doğrular saklanmış olur. Hepimizi susturacak bir yöntem mutlaka vardır. Kimi parayla, kimi şekerle, kimi sevgiyle, kimi dinle kandırılıp, susturulmuştur. İnsanların ten renkleri ayrı, kan renkleri aynıdır. Toplumlarda bu sorunlar hep var, zorla dayatılan şeyler çözülmesi zor diye inandıktan sonra o şeyi kolay bulmak imkansıza yakın olur.

İnsanın ihtiyacı olan şeyler ondan faydalanmak için kullanılır masum yönleri, zaafları ile istismar edilir. Yetişkin erkek ve kadın parayla, küçük çocuklar çocukluğu ve korkuları ile istismar edilir, masumiyetleri başta olmak üzere hayatları çalınır. Hiç kimse göründüğü gibi değil, insanları zaafları ve bilemedikleriyle yakalayabilirsiniz. Güveni, hırsı ve masumiyeti kullanarak bazen para, bazen gül, bazen şeker, bazen de dini inançla insanlar istismar edilir.

İnsanı huzur vermeyen güç susturabilirsiniz ama beyin ve kalbine asla hükmedemezsiniz, insana hükmetmek için idrak yeteneğini kaldırmak gerekir bu da mümkün değildir.

HÜLYA ÇAKICI