Hayata Uyum Sağlamak Bile Değişimle Başlar…

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Hiçbir şey durağan değildir önemli olan değişimin hızına ayak uydurabilmektir.

Hayata uyum sağlamak bile değişimle başlar. İnsan bunu yaş aldıkça daha iyi fark ediyor. Zamanında öğretilmiş dar kalıpların ne kadar yanlış olduğunu tecrübelerle anlıyor ve değişimin zorunlu olduğunu görüyoruz.

Yenilikleri kabullenmemek zihinsel bir ölümdür, aynı fikri savunan kişi durağan, hareketsiz, ölü olarak yerinde kalır. Yenilenmek için değişim şarttır, bu değişim sancılı olsa bile peşinden gelen canlılığı armağan eder.

Düşünceleri sabit insanlar şimdiyi ve geleceği bir türlü anlayamamış, sürekli etrafıyla çatışma halindedir ve çoğu cümleleri bizim zamanımızda diye başlar. Oysa o zaman bitmiştir, gelişime götürecek olan şey ise şu anı, geleceği anlamak ve ona göre yeni fikirler geliştirmekten geçer.

Düşünmek varoluşun hafifliği olunca doğruyu, güzeli herkes için geçerliliğince görene, duyana, bilene, bilmek isteyene değişim mümkünken inadına kendi doğrularını dayatmanın insanın ne kendisine, ne de etrafına bir faydası olmadığını yaşayarak görürüz. Değişimi öğrenmek hayata dair olumluluğu kısıtlamadan özgürce çalışmalara açık olduğunda başlar ve kendine, etrafına faydalı olduğun zaman değişim de değiştirmeye değer.

Engeller senin zihnindir. Bu engelleri sen istemediğin sürece kimse kaldıramaz. Engeli bir tılsım kaldırsa bile kafayı değiştirmediğin sürece yeni engeller oluşturursun.

Hedefsiz ve amaçsız insanın önünde engel ve zorluk bulunmaz. Önünde kısıtlayan engeller ve zorluklar bulunan insan amaç ve hedeflerine doğru ilerliyor demektir.

HÜLYA ÇAKICI

Reklamlar

Muhteşem İkiyüzlülük

70’li yıllar yer Fransa parlamentosu, kürsüdeki konuşmacı iyi bir sunum yapıp çalışmalarını anlatmış, muhtemelen geçerli not alacak iyi puan toplayacak. Karşı gruptan bir milletvekili yerinden; ‘Sen onu bunu boş ver, ben akşam senin eşinle birlikteydim, sen önce ailene sahip çık…” Ortalık karışır, iki grup birbirine girer, kavga, kıyamet. Kürsüdeki konuşmacı o gürültü patırtı içinde kürsüden sesini duyurmaya çalışmak için çırpınmaktadır, parlamento tatil edilir. Ve gazeteciler kürsüdeki konuşmacıya, herkes kavga ederken siz kürsüden sesinizi duyurmaya çalışıyordunuz, ne söyleyecektiniz? Konuşmacı, ‘BEN EVLİ DEĞİLİM onu anlatmaya çalışıyordum.’

Bizim gibi algı yönetimi çok kolay oluşturulabilen toplumlarda böyle bel altı konular rağbettedir. Bizim gibi toplumlar ekonomiymiş, dış siyasetmiş, eğitimmiş pek ilgilenmezler. Kitap okuma oranı %001 olan bir toplumda kadınların baş örtüsü en geçerli polemik konusudur. Isıt ısıt sür, ondan sonra karşındakiler yıllarca temizlemeye çalışsınlar.

Herkesin her söylediğini doğru bulmamak gerekiyor, herkes her şeyi doğru söylemez. Biraz şüpheci, biraz araştırmacı olmak gerekiyor yoksa sırtınıza binen çok olur.

Altyapı yoksunluğunun getirmiş olduğu sonuç kültürel deformasyon, ahlaki çöküntü. Etik değerlerden uzaklaşmak bir anlamda vicdan çürümesinin de sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Önce yalanlarına kendini inandırıp, yalan olduğunu bilerek başkalarını inandırmaya çalışmak oldukça zor olmalı. Israrla söylenen söylevler de düşünme, düşünerek doğruyu bulma şansı herkese eşitken, kolayı seçtiğini sananlar zaman içerisinde yaşadıklarından gerçekleri belki yorgun, belki de üzülerek öğrenirler. Karalamak, kötülemek, bilinen güzel, doğru, iyi olan her ne olursa olsun örtülmeye, karartılıp kapatılmaya çalışılsada gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir durumu vardır. Kazandığını sananlar için ise belki yarına kalır ama yanlarına kalmaz.

HÜLYA ÇAKICI

Belirsizlik Değersizliktir…

Birinin hayatının neresinde olduğunu çözemediğin zaman hiçbir yerinde olmamayı tercih etmek en iyisidir. Çünkü belirsizlik değersizliktir.

Bana verilen hayatı en iyi, en güzel biçimde yaşamaya geldim. Ne çok şeyi kendimizden daha çok önemsiyor, kıymetlendiriyor, kendimizi o şeye layık görmüyoruz. Üstelik ne zaman öleceğimizi bilmeden yaşıyorken.

Yaşamın anlamı yada anlamsızlığı. Tam başardım, ulaştım derken yeniden başlangıca dönüşlerin yaşanması. Paylaşmadan, koşulsuz sevmeden hiçbir şeyin anlamı olmaz, bunların eksikliğidir bizi boşluğa düşüren.

Karşımızdaki kişinin bizi anlaması önemli olan, anlayan insan sadece kendisini düşünmez karşısındakini de düşünür, bunu sözle yapmasa bile hissettirir.

İnsanların yaşama amacı inandıkları her neyse ona layık olmaya, ulaşmaya çalışmaktır. Kendilerinden emin olmayan insanlar korkarlar, korkuların kaynakları farklı şekillerde insanları yol ayrımına getirir, bu yol ayrımında insanların kafası karışmaya başlar, seçimlerindeki yanlışlar ve doğrular yaşamlarının sonuçları ile ilgili olaylar haline gelir. Ve kendileri ile ilgili sorularını yaşam beklentileri ile yaşadıkları arasında kalarak sormaya başlarlar. Yaşama amacım ne sorusunun cevabı inandığın şey ile ilgilidir.

Her şey yerli yerinde, dünya dönüyor, güneş doğuyor ve ısıtıyor, ay geceyi aydınlatıyor. Yani insan dışındaki sistemde bir problem yok. İnsana gelince mutluluk hakkın, gülmek hakkın, iyi bir iş, eş, ev, araba hakkın ama ölümde bize kalan haklardan ve ağlamakta, bazen aciziyette bize kalan haklardan. Asıl olan ise insanoğlu nankörleşti.

Hayat yaşandığı süre içinde anlamlıdır, doğanın verdiği bir canlılığın bilinci içinde zaman geçiriyoruz.

Yargılarsanız kesin hüküm verirsiniz, yorumlarsanız düşüncelerinizi ifade edersiniz.

HÜLYA ÇAKICI

https://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1062613-belirsizlikler-ve-insan

Duygularımız Doğru, İnsanlar Yanlış…

Savaştıkların seni yener. Sevdiğin her şey ise amacına hizmet eder. Yaşam ve hayat tarlasına bunları ekiyoruz kendimizce ama yaşamda değişmeyen ilkeler de vardır. Birlikte yaşamak, uzlaşmak, dayanışma içinde olmak, ortak yaşama kültürü geliştirmek önemli ve gereklidir.

Gülmek beyin hücreleri tarafından salgılanan endorfin salgısını artırarak vücudumuzu rahatlatır. Hayatın en güzel eylemidir, her ne varsa sizi bundan alıkoyan onları yok edin. Gülmek için mutluluğu beklemeyin sonra belki tebessüm bile edemezsiniz. Hiç kimse bizden daha mutlu değil bunu gördüğünüz zaman şikayet etmeyi de bırakırsınız. İnsanlar çeşitli dertlerle sınanıyor, kimsenin hayatı bir diğerine benzemiyor.

Hangi kapının ardında hangi dert var görebilmek için gönül gözünle bakmak gerekiyor. Ancak gönül gözü anlar dilsiz acıları ve mutlulukları. Hayat alıştırarak öğretir insana olgunluğa erişmeyi, kimi, neyi, ne kadar ciddiye almak gerektiğini. İnsanlığa karşı yeterince nefretle dolduğun zaman ironik bir şekilde sakin tepkiler vermeye başlıyorsun patlama noktasına gelmeden önce.

Herkes kendi mutluluğunun sorumlusudur. Gurur kibrin bir yansımasıdır, kibirli insanlar genellikle yalnızdır. Kişi en büyük zararı kendisine verir kibri ve ızdıraplı zihinsel yapısı ile. İnsanız, fark etmesekte yalnızlık bir ödül ve iç konuşma fırsatıdır. Yalnızlık dağılmış kafaları toparlar, insanın kendisiyle başbaşa kalıp eğrilerine, doğrularına en iyi karar verebilme zamanıdır. Her şeyin fazlası zarar olabileceği gibi fazla yalnız kalmakta ruhu yorar, daraltır.

Günümüz insanı eskiye göre kendinin ve nasıl yaşam istediğinin daha çok farkında. Eskiden büyükler ne derse o olurdu sanki büyükler hiç yanılmazmış gibi. Şimdilerde de herkes herkesten kaçıyor, kimse kimsenin sınırlarına saygı duyup, sınır varlığını kabul etmek istemiyor. Çantada keklik düşüncesine maruz kalanlar artık dur bakalım diyebiliyor. Ne zaman insanlar birbirlerine ve yaşam alanlarına saygı duymayı öğrenir, kabullenirse birbirlerine daha yakın ve samimi olacaktırlar. Millet faydacılığı abartmış durumda, bencilliği yönetmek istiyor ve dünyayı sadece kendisine ait sanıyor.

Bugünün yaşam tarzını yaşayan gençlik, en az eski nesil kadar yanlış. Ezilen ve ezen nesilller ardışık ilerliyor. Ezilen hep ezilmeye, fırsatı bulup ezen de ezmeye devam ediyor ve akıp gidiyor dünya. Şimdinin ezilen ebeveynleri, eskinin ezilen çocukları şeklinde.

HÜLYA ÇAKICI

Bilgi Hasadı…

Tüm kalıplardan ve kurallardan arınmak için bilgi arzusunu kendi tekeline alan sistemlerde çatlaklar yaratmak zaruri bir mesele haline gelir. Bilgiye sorgulayarak ihtimalleri çoğaltarak, bağımsız bir merak dürtüsü, kalıplardan, tabulardan, kurallardan arınmış tertemiz bir vizyon sahibi olarak ulaşılır.

Herakleides döneminde anlam kazanan PHİLOSOPHİA deyiminin anlamı; durup dinlenmeden bilgiyi, doğruyu aramaktır. Düşünme, uygulama, deney vs. ile burada varılmak istenen doğru ve gerçektir. Temeli İonia’da atılan felsefenin hiç durmadan aradığı şey budur. Hedefe empirik bir yol (Sokrates) ile mi, yoksa kendi düşünce dünyamıza çevrilerek mi, ulaşırız? Kendi iç dünyamıza evrilmek ve empirik yol ile bütünleşme bu konuda yararlı olacaktır.

Platon görüşüne göre, felsefe yapmak felseficilerin, yönetmek yöneticilerin, savaşmak askerlerin göreviydi, bu da belli bir kast yapısı oluşturuyordu. Bu anlayış bugünde farklı düzeylerde devam etmektedir. Fikrimce bilgiye ulaşabilmek iki kavramlada bütünleşerek olur. Denklemin kendini eşitleme şekli olunmalı tek tarafta kalmak diğer seçenekleri anlamsızlaştıracaktır. Yani ben dediğimiz şey sınırlı kalmamalı. Bilgiye ulaşma yöntemlerinden önce bilgi arzusunun nasıl özgürleştirilebileceğini sorguluyorum. Bunun için Spinoza’nın; arzu insanın özüdür önermesinden yola çıkıyorum, bilgi arzusuna daha bir önem katarak bunu ön plana çıkarıyorum. Arzu insanın özüdür önermesinin anlamı arzunun bir varoluş çabası olarak her insanda bulunduğudur. Ama günümüzde arzu sistem eliyle tekelleştirilmesi nedeniyle esaret altına alınmıştır. Bilgi arzusu, okul, kurumlar, kendi yöntemleriyle esaret altına alınmış ve eğer bilgilenmek istiyorsanız okula gelin denilmiştir ve bu mecburi kılınmıştır. Ödül, ceza sonuçlu eğitim sistemi aptallaştırıcıdır ve özünde özgürleştirici olan bilgi arzusu bu haliyle köleleştiricidir.

Arzunun tekelleştirilmesiyle birlikte bu arzu aynı zamanda köreltilmiştir. Dolayısıyla arzuyu özgürleştirme sorununa arzuyu yaratma sorunu eklenmiştir. Bilginiz insanlığa faydalıysa ve örgütlenmişseniz özgürlükte kaçınılmazdır.

Önermeler sistem tekeline aldığı kavramların içini boşaltıp, zorunlu bir doğruluk olduğu iddiasında bulunmaktadır. Kitle, eleştirisel bakış açısını çoktan kaybedip, otoritenin dayattığı boyunduruklara dört kolla bağlanmış bulunmakta ve bu bağlanma ilişkisini ölümüne savunacaklardır. Fikrimce bilgi arzusunun özgürleştirilmesi konusuna kitle odaklı olarak bakılmamalı. Çünkü bilginin içini boşaltıp, yerini alma durumu olasılıklar arasındayken toplumsala güvenmek ve bir şeyler ummak doğru olmayacaktır.

HÜLYA ÇAKICI

Sistemlerin Temel Felsefesi…

Yaşama öyle bağlanacaksın ki, ölüm tehlikesi olsa bile korkmadan mücadele edecek, direnecek ve yaşamını kazanacaksın. Köle olarak yaşamı yok edilen insanlar yaşamlarını ancak her şeye rağmen yaşam için mücadele ettiklerinde, direndiklerinde kazanabilirler. Beynimizdeki, duygularımızdaki zincirlerden kurtulmak yaşamımızı yaşamanın tek çıkış yoludur.

Bugün çoğumuz yaşama sıkı sıkı bağlanmak adına inanılmaz mücadeleler ve çabalar içinde debelenip duruyoruz. Karşılığında ise bir kısır döngü içinde bir ömrü tüketiyor ve bunu başkaları için yaptığımızı çok geç anlıyoruz.

İnsanoğlu olan bizler öğrenilmiş acizlik denen ve bilinçaltımıza kadar işleyen yaşamın cehennemine boyun eğmek zorunda olduğumuz, çıkılamaz diye hissettiğimiz, düşündüğümüz bir sistemde yaşıyoruz. Zincirlerinin farkına varsa insan zincirlerden kurtulmanın yollarını bulacak, bunun için mücadele verecek, direnecek ve yaşamını kazanacaktır. Köle yapan insanlık dünya nüfusunun tamamını özelikle Afrika, Asya, Latin Amerika vs. gibi dünyanın belli bölgelerindeki insanları açlığa, susuzluğa mahkum ediyor. İnsanlığın bütünü zincirlerinin farkına vardığında köle yapan insanları insanlığın gücü ile yok edecektir.

Benlik oluşturmak, ortaya kendin olabilecek bir karakter koymak bunu yapanlar başarılı ve özgürdür. Yaşam mücadelesi olarak adlandırdığımız kısımda bunun tam tersidir. Kazanç için, menfaat için, mal için, statü için, ….. sahibi olmak için, yaşamın maddi kısmı için harcanan karakterler, biten değerler ve en sonunda biten insanlık. Yani tam tersi biten bir benliğin ve yok olan bir insanın tasviri. Yaşama bağlanmak deyince insanlar daha çok bu ikinci kısmı dikate alıyorlar.

Kapitalist sistemin şiddetine, ölümüne, sömürüsüne, sevgisiz, faydacı, çıkarcı, rekabetçi, insanlığın içinden iyiliği, sevgiyi yok eden şartlarına rağmen iyi olma mücadelesi vermeye devam etmekte bir başarıdır. Örneğin, iş yerinde yükselmek için birbirinin kuyusunu kazmak yerine dayanışmayı, paylaşmayı, ortak yaşamın hakları için iletişimle insanlığı insanlığa, iyi insanlığın ne olduğunu gösterebiliyor. Sistemin oluşturduğu belli bir düzen var ama bugünkü insan acımasızlığı, doyumsuzluğu sadece bir sistemle açıklanamayacak kadar kötü bir durumu, çok daha fazla etkenin geçerli olduğu ve sebep olduğunu gösteriyor.

Sistem düşüncesinin temel felsefesi kar etmek için her şeyi yapabilirsindir. Doğayı, insanlığı, bütün canlıları ve hatta dünyayı yok edebilir, doyumsuz ruhu ve egoları için rekabet eder, faydalanır, çıkarları için kullanır, sistemdeki temel hedef ve bütün çabalar bunun içindir. Sevgiden, güvenden, dayanışmadan, yardımlaşmadan uzak sadece çıkar elde etmek savaşmak. Bunun için dünyada savaşlar, salgın hastalıklar vs. yaratabilir, her şeyi satın alabilir kar ve iktidar için. Ama doğayı sevgiyi, güveni, paylaşımı, dayanışmayı, yardımlaşmayı da yaşayamazlar.

HÜLYA ÇAKICI

İpe Örülmüş Akıllar

Çırak olmayı bilmeyeni usta yaparsak olacak olandan da kaçınılmaz olur. Sonradan gelen yetkinin vermiş olduğu üstünlükle kompleksiz kişiler bile devamlı egolarını tatmin etmeye çalışan kişilere dönüşebiliyorlar. Ama her silah bir süre sonra sahibine çevrilir.

Cehaletin sebebi bilgiyi kabullenememe egosudur, cahilliği kabul etmeme ve öğrendikçe öğrenmemiz gereken daha bir çok şeyin olduğunu anlayamamadır. Bunların cahil ve basit dünyası dışında az da olsa ufkunun gelişmesi gerekir ki, bilginin düşmanı olanlar her seyi bildiğini zannetmesin. Önce cahilliğin arkasındaki nedenlere bakılmalı, haritasına bakılsa belki sebebin ne olduğu daha iyi görülebilir hayatımızın içinde sık sık karşılaştığımız ve yaşadığımız gerçekler bunlar. Görünen o ki, bir gün herkes aklını bir yerlere koymuş, sonra o akılları satılığa çıkarmışlar ve sonra herkes kendi aklını tekrar satın almış gibi. Yani cahilin cesarati kendisini kral sanmasından, bilgili insanlar mütevazidir yada öyle olmak zorundadırlar. Cahil insanlar küstah ve kıskançtır, başkasının başarısını hazmedemezler. Ömrümce bunu yaşadım ve yaşayarak, görerek de ömrüm sonlanacak.

Türkiye’deki anlaşmazlıkların temel nedeni iletişim. Ülkemizde tek mantık hakim; her zaman her şeyi ben biliyorum siz bir şey bilmiyorsunuz. Kendi hedefleri olmadığı gibi hedefi olanında yaşam enerjisini yok ediyorlar. Mantığın değil duyguların yönettiği bir dünyada önce kendimiz güvenimizi zedeliyoruz sonrada her şey. İnsan egosunu kontrol altına aldığı, başkalarını yargılamaya değil anlamaya başladığı zaman insandır.

Bazıları dün ateşli bir şekilde savunduklarının tam tersini bugün savunabilirler, yarınsa hiç yüzleri kızarmadan bugün savunduklarının tam tersini savunurlar, bunlar her şeye zarar verirler. Ülkemiz her türlü saldırıya direnmeye çalışırken içimizden hançerlenmek, geleceğimizi yok etmek isteyenlere yol açıp seyretmek böyle bir şey olsa gerek. Bu kadar ihanet ve hainlik karşısında biz bu topraklara layık mıyız?

Bir söz, başına gelecek var der, bu söz şimdileri anlatıyor. Zeytin yaprağı barışın sembolüdür ve zeytin ağacı ölmeyen ağaç olarak bilinir. Görmezden gelen, susan, korkan sadece kendini düşünen tuhaf bir millet olduk.

HÜLYA ÇAKICI