Denge-sizsiniz

Bazı güçler ölünceye kadar bizi aptallaştırmak için çalışacaklar. Sistem çoğunluğu aptallaştırdı zaten ruh, vicdan, sevgi, saygı insana dair ne varsa yok edip büyük bir görsellik oluşturdu.

Biraz hayatı frenlemek gerekiyor, teknoloji geliştikçe uçuruma davetiye çıkartılıyor. Sistemsel hareket bunları işlevsiz kıldığı gibi yapmamız gerekenleri en uç noktaya taşıyor, bizlerde yetişemiyoruz.

Örneğin, o kadar çok şey öğrenmeme rağmen bunu satabileceğim her hangi bir yer yok, o zaman neden öğrendim ben bunları? Neden iyi bir birey olmam istendi? Eğer üreteceğim parasal değer insanları aç bırakacaksa, suçları, kötülükleri görmezden gelmeme sebep olacaksa iyi bir insan olarak bana verilen eğitimi istemiyorum. Toplumsal olgularda insanların büyük çoğunluğu neden, sonuç ilişkisi kuramıyor.

Fikirleri ve düşünceleri ırk, mezhep, din ayrımı yapmadan dinleyip, sentezleyip yorumlama kapasitesine sahip bir millet olamıyoruz nedense.

Doğrusal olmayan dünya denklemlerine doğrusal yaklaşarak bir yere varamayız. Düşüncelerimiz ne kadar mantıklı olursa olsun net bir sonuca ulaşamıyoruz.

Bir kaç gün önceki bir haberde bir çok yeni hapishanenin yapılacağından bahsediliyordu, hukuk sistemi bile sonuca endeksli işliyor. Suç nedir, oluşturan koşullar ve etkenler nelerdir, nasıl önlenip ortadan kaldırılır, gerçek adalet nedir, oluşan suçta benim payım nedir? Kimsenin bunlara kafa yorduğu yok. Ülkemizde hemen her alanda durum böyle ne yazık ki. Bazen huylar, davranışlar ve alışkanlıklar en güçlü ideolojilerden bile daha etkili olabiliyor.

İnsanoğlu istedikten sonra her şeyi yapabilir, salak insan yoktur çalışmayan tembel insan vardır, iyi yönde hırslı olunduğu sürece de her şey başarılır. Cahilin eğitim ile ilgili heves ve arzusu olsaydı cahil kalmazdı, cehaletin kaynağı sorgulamanın, özeleştirinin reddedilmesidir. Cahil toplumların en belirgin özelliği ise özeleştiri ve empati yeteneğinden yoksun olmalarıdır.

Empati kültürüne olan toplumsal bilinçsizlik acı verici, hele vatanseverlik duygusunu kan bağına, ırka bağlayıp aynı tutumları sürdürenler ülkeye en fazla zarar verenlerdir aslında. Ne vatandaşlık, ne de vatan sevgisi doğuştan bir ırka, bir topluma verilmiş ilahi bir belge değildir. Bizim milliyetçiliğimiz, bizim vatanseverliğimiz şuna göre, buna göre şu kadar büyüktür, bu kadar büyüktür, onlara, bunlara, şunlara göre yüz çeker gibi konuşmalardan artık vazgeçmek gerekiyor.

HÜLYA ÇAKICI

http://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1061319-denge-sizsiniz

Reklamlar

Yaşadıkça anlar tanırız kendimizi…

Kimseyi hayatının merkezine koymayan insan, kendisinin de hayatın merkezinde olmadığını bilen insandır.

Ne istediğini, kim olduğunu bilmek kendini sorgulayıp dinlemek, oyunun tüm kurgusu senin üzerine yazılı sen varsan bu oyun var. Bir parçacığı ne kadar küçük bir yere hapsetmek isterseniz momentumu o kadar büyümeye başlar.

Yaşadıkça anlar tanırız kendimizi, yaşadıklarımız bize bizi tanıtır, biraz akıl, biraz fikir oluruz. Bazen rüzgar bizim yönümüzde esmez, bazen güneş yolumuza doğmaz ama yine de yürünecek yollar, söylenecek sözler vardır.

Kendimizi tanımakla başlamalı, ne istediğimiz konusunda ilk önce kendimize dürüst olmalıyız. Kim olduğumuz ise zor bir sınav, yine de herkesin kendisi hakkında aydınlanması için; ben kimim, nereden geliyorum, nereye gidiyorum? gibi soruları kendine sorması gerekir. Önce benliğimizi öğrenmemiz, kendimizi kandırmamamız ve ne istediğimizi bilmemiz gerekir bunu başarabiliyorsak zaten sorunun cevabını da vermiş oluruz.

İnsanın kişiliğini düşünceleri belirler. Kurallar yığını insanları yönlendirir, eğitimi ise büyüdüğü ortamdır. Hayatımızı isteklerimize göre yönlendirebiliriz, kim olmak yada hayatta nerede olmak istiyoruz? Acaba diye yola çıkarsak geriye doğru gideriz. Buradaki ince çizgi inanmaktır, inananın başaramayacağı şey yoktur.

Değişime, gelişime açık mıyız, kültür robotu olarak mı yoksa kendi hür irademiz ve düşüncelerimizle mi yaşıyoruz veya bize çizilen hayatı mı yaşıyoruz, hayatın bizim için anlamlı olması ne demek? Tüm bunlar için farkındalık ve bilinç gereklidir. Yaşadığımız hayat gerçekten kendi seçimimizdir bunu fark edersek yaşantımızla ilgili tüm sorumlulukları da almış oluruz.

İnsanın ömrü hep gerçeği arayarak geçer, sırlar, gizemler vs. taa ki ömrü tükenene kadar sonra gerçeğe ulaşır ölürken ama bu seferde gerçeğin kendisine ne faydası olduğunu, onu ararken boşa oyalandığını üzüntüyle anlar.

Varlığında kıymetini bilmediğimiz ne varsa kaybettiğimizde çok kıymetli olur. Tecrübe edinerek, hatalarımızdan yola çıkarak kim olduğumuzu kendimize hatırlatmış oluruz.

HÜLYA ÇAKICI

http://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1061241-yaslandikca-anlar-taniriz-kendimizi

Mantık İsyan Eder

Düzelmeyecek seviyedeki cehalete bir şey anlatmaya çalışmak sizi sadece onların cehaletine daha fazla maruz bırakır. Lafı anlayabilecek olana söyleyin diğerleri için ise üzülmekten başka yapılacak bir şey yok.

“Biz cahil derken, mektep görmemişleri kast etmiyoruz; kast ettiğimiz ilim hakikat bilmektir, yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıkabileceği gibi hiç okumak bilmeyenden de hakikati bilen gerçek alimler çıkabilir…” MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Sabit fikirli insanlara koyun denmesinin nedeni; koyunlar içgüdüsel olarak biat ederler. Önündeki öncü nereye giderse sorgulamadan takip ederler, öncüleri uçurumdan atlasa bile tereddüt etmez peşinden atlarlar. Koyun sürülerinin bazen böyle telef olmaları normal bir durumdur. Koyunlar düşünmezler benim yerime düşünen biri var içgüdüsü ile öncüsünü izlerler.

Bu tip insanlara mevcut sistemden beslenen siyasetçilerin saf ve temiz kalamayacağını, partilerinin bir süre sonra sisteme hizmet eder hale geleceğini, sorunun partilerden değil siyasi düzen ve kapitalist baskılardan kaynaklandığını, ülkede bu aşamada mevcut sistemle başarılı olunamayacağını anlatamazsınız.

Millete ait olmayan bir şey millete hizmet edemez. Devletin milletten üstün tutulduğu bir durumda da milli şuurdan bahsedilemez.

Cahillik kadercilik demek ben yokum demektir. Karşı tarafta bunu sonuna kadar kullanır ve sen yoksun ben varım der. Bir süre sonra da aldığınız nefesi onun verdiğine inanmaya başlarsınız.

Cehalet kendi karanlığı içinde boğulmaya ve yok olmaya mahkumdur, çünkü kendini ilelebet var edecek kudrete sahip değildir.

İleriyi düşünme, odaklanma, analiz ve muhakeme yeteneği, görselleştirme, planlama ve çoklu düşünme yeteneği olan birini kandıramazsınız. Ne zaman, nerede ve nasıl konuşması, yazması gerektiğini bilen, bilmediği konu hakkında yorum yapmayacak kadar mütevazi, bildiği konuda da sonuna kadar tartışabilecek kadar bilgili ve ısrarcı insandır böyle insan. İnsan önce düşünmeyi, sonra nasıl düşüneceğini öğrenmelidir.

HÜLYA ÇAKICI

Kendi Kendine Muhalefet

Emir vererek, kızarak ekonomilerdeki sorunlar çözülseydi eğer kriz diye bir şey olmazdı dünyada. Ranta dayalı sistemlerde üretim ve dış satım yoksa, harcamalar kontrolsüz ve adaletsizse, sağduyu ve mantık çerçevesi içinde değil, popülist ve günlük hesaplarla iş yapılıyorsa çöküş kaçınılmaz olur. Üretime dayalı kurallarına göre işleyen bir ekonomik sisteme sahipseniz ne olursa olsun paranız değer kaybetmez.

Bul karayı al parayı hesabı dolar, TL, borsa arasında kumar oynamak zorundasın ve bu sistemde her zaman kasa kazanır, dürüst, doğru emekçiye yer yoktur köle olarak sisteme figuran olarak katılırsın.

Biraz olsa da makro ve para ekonomisi okumuş bir insan, ihracatın rekor kırmamış, varlıklar arasındaki transferinde ihracat olarak gösterilmiş olduğunu anlar. Yani tüm zamanların ihracat rekorunun kırılmadığını…

Çalışmaktan çok açılış yaparsanız zengin oluyor, soluğu Uruguay’da alıyorsunuz. Tokatlanan binlerce kişi de memleketi çok sevdiği için yurttaş olarak yaşamaya devam ediyor, elden bir şey gelmiyor, yetkililerde kandırılmamak için uyanık olun diyor. Eğitim sisteminde de Ayşegül uyu, Cin Ali topu at kelimeleri ile büyüdüğümüz için her şey yan etki yapıyor.

Ülkenin üstesinden gelinemeyecek sorunları var. Üretim yok, devletin geliri sadece vergiler, varlıklar satıldı, ülke batmak üzere ve bir çıkış aranıyor. Erken seçim kararı, ekonomiye dair itiraf niteliğindeki konuşmalar seçimi kazanmaya değilde kaybetmeye odaklanmış gibi.

Ekonomi battı, döviz fırladı, eğitim çöktü, sağlık berbat, tarım öldü, turizm felç, işsizlik patladı, faizler fırladı, enflasyon şaha kalktı, dış politika perişan, demokrasi yok, basın özgürlüğü yok, adalet kaf dağında. Muhalefet seçimi kazansa bile bu denli batan ekonomiyi sihirli değnekle mi düzeltecek? Yıpranacak bu da yine bu duruma getirenlerin işine yarayacak.

HÜLYA ÇAKICI

Mutlu olmayı seçer mutlu olursun…

Mutluluğun parayla, pulla, makamla, güçle, diplomayla, karşı cinsten biriyle olmakla alakası yok, o bir bilinç halidir. Senden başka faktörlerle ilgisi yoktur. Yalnızken mutsuzsan başka birisiyle olduğunda mutsuzluğun ikiye katlanacaktır. Eğer bir işçiyken mutsuzsan holding patronu olsanda mutsuz olacaksın. Ama bunları söylerken temel fizyolojik ihtiyaçlarımızı barınma, beslenme, cinsellik vs. gibi insanlık onuruna yakışır, sağlıklı bir şekilde gözetmemiz gerektiğini de düşünüyorum.

Bakmasını bilene her şey mutluluk verir, denizi izlemek, yürümek, oturmak. Peki siz mutluluk verebiliyor musunuz? Bir tebessüm yeterlidir bir insanı mutlu etmeye. Mutluluk bir isteği özlemi yerine geldiğinde duyumsanan sevinç gibidir, beklemediğin bir şeyin gerçekleşmesidir aniden, uğraştığın, sevdiğin bir şey ile uğraşmışsan güzel bir sonuç almak, bir işe yaradığını hissetmektir.

Elinde var olanların kıymetini bilmektir mutluluk, anı yaşamak, her şeyi değiştiremeyeceğini kabullenmek, anlamaktır, mutlu olmayı seçer mutlu olursun. Varsayışsal bir ruh halidir, mutlu olduğunu düşünürsen mutlu da olursun.

Her şeyden önce dürüstçe yaşamak, hiçbir vicdan hesaplaşması olmadan attığın adımdan emin olarak yaşamaktır. Sorumlu olduğun kişilere karşı verdiğin vd aldığın sevginin hazzını duymaktır.

Mutluluk mutlu edebilmek ve mutlu edebildiklerinle mutlu olmaktır, bu da sağlam bir sevgiden geçer, ne para ne mevki, en önemlisi samimi ve içten severek yaşamaktır. Kalbin kendisini huzurlu hissettiği bir başka kalple tanışmasıdır. Birlikte gülebilmek, birlikte üzülebilmektir, samimiyet varsa eğer her zaman mutlulukta vardır.

Mutluluk fikrimce kavram dışında varolan gerçekliktir, hissedilen değil yaşanılandır. Sahte olan her şeyden kurtulmak mutluluktur. Mutluluk istediğimde benimle olandır, yaptığın şey her ne ise ondan keyf almaktır.

Mutluluk aranacak bir şey değildir, onu inşaa etmek gerekir. Ömür bir masal gibidir ne kadar uzun değil, ne kadar güzel geçtiği önemlidir. Bize baki kalan güzellikler saygı durulacak hatıralardır.

HÜLYA ÇAKICI

https://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1061022-mutlu-olmayi-secer-mutlu-olursun

Devlet mi millet için, millet mi devlet içindir?

Devlet millet, millet devlet için yani her ikiside birbiri için vardır, birbirlerinden bağımsız değillerdir. Devleti ayakta tutan milletidir yine bir milletin yok olmaması, parçalanmaması, dağılmaması, düzeninin olması ve bu düzenin devam edebilmesi için devlet gereklidir. Devlet milletinin huzur ve güvenliği için vardır, millet de bunu sağlaması için devlet kurmuştur.

Toplum olmadan devlet olmaz. Toplum varsa devlet topluma hizmet etmek için vardır. İdareciler yönetecek insan aramaz bilinçli toplumlarda toplum kendini idare edecek kişiyi kendi arar ve seçer. Devlet olmadan da insan varlığını sürdürebilir ama insan olmadan devlet var olamaz.

Devlet bina millet kolondur, devleti millet kurar millet yıkar, milletsiz devlet olmaz devletsiz de millet olmaz, bu ikisi bir bütündür devlet sadece bir terimdir asıl olan milletin devlet anlayışı içinde olmasıdır. Devletin yönetim şekli ise milleti için olmadır. Devlet her şeyden üstün değildir, üstün olması gereken noktalarda da yine milletin menfaati için olmalıdır.

Devletin ilk oluşumu halk içindi. Bazı coğrafyalarda Orta doğu, Anadolu gibi devlet kavramı kutsallaştırılıp, semavi dinlerininde yaygınlaşmasıyla halkın etkisi azalmaya başladı. Bazı kavramlara gereksiz anlamlar yüklendi. Bunun farkına varan bazı devletler Orta çağ Avrupası seküler düşünceye önem verdi. Sekülirizm düşüncesi sayesinde Avrupa küllerinden tekrar doğdu. Reformlar ve yenilikler art arda geldi, günümüzde de en gelişmiş coğrafya olarak hala yerini koruyor.

Toplum sözleşmecilerine göre insan ne zaman cezalandırma yetkisini kendisi kullanmaya başladı düzen bozuldu. Suçluları cezalandıracak bir kurumun yokluğu insanları rahatsız ediyordu ve insanlar bir toplum sözleşmesi imzalayarak cezalandırma yetkilerini devlete bırakıp, hayat, hürriyet, mülkiyet yetkilerini kendilerine sakladılar ve böylece de devlet denen kurum oluştu. Yani devlet milletin ihtiyacı sonucu eşitliği sağlaması için oluşturuldu.

Ama geçmişten günümüze, hiçbir devlet halk için var olmamıştır. Bütün söylemler bir aldatmadır. Birey olmadığı için güçlü bir toplum, güçlü bir toplum olmadığı içinde devletler vardır. Dünyanın her yerinde bu sürü psikolojisi devam etmektedir. Devlet sadece Kapitalist sistem için millet her türlü sömürge ve sosyal köle sistemine entegre edilmek için. İnsan kurduğu her sistemin esiri olduğu gibi devletin de esiri oldu. Çünkü insan bencildi, ben’i biz’in önüne geçirdi.

HÜLYA ÇAKICI

Her Şeyin Değişmesi Gerekiyordur Belki!

Zamana, teknolojiye ve değişime ayak uydurmak gerekiyor. Önce kendine yenilebilmeli insan hayata, yaşama daha iyi ayak uydurabilmek için. Güneş hiçbir zaman parlayıp sönmez hep aynı güçle oradadır çünkü. İlerleyeceğin yeri hedeflemek gerekir boş bir amaç uğruna ilerlemek ilerlemek değildir. Durmakta bir ilerleme şeklidir çünkü bazı insanlar vardır geriye doğru yürürler. Geliştik diyoruz ama yaptıklarımız hayatın bize sunduklarına karşı gardımızı almaktan ileri gitmiyor, içimizdeki çocuğu kirletmekten başka işe yaramıyor, ne kadar gardımızı alsakta hayat aynı yerden vurmuyor.

Değişmek, dönüşmek kişinin bilinç düzeyine bağlı biraz, mevcut kapitalist yaşam tarzı insanların değişmesine izin vermez çünkü. Özünü, doğallığını, kültürünü kaybetmiş toplumlarda kapitalist sistem mevcuttur. Bireyin ve toplumun bilinçlenmesi, kişilik özelliğinin değişime, dönüşüme uğraması için çaba harcanması, mücadele edilmesi, yaşam tarzının değişmesi gerekir. Bilinçaltındaki egoları yok ettiğimiz zaman değişmekte kolaylaşır. Ama gelinen teknoloji insanların içindeki kötülüğü daha da yükseltip bencil ve menfaatlere tutkulu hale getiriyor. Bu yüzden bazı insanlar hem mutsuz ediyor, hemde mutsuz oluyorlar.

İnsanız hepimiz, doğamız gereği iyi ve kötü davranışlarımız, huylarımız var zamanda ortaya çıkarttığımız. İnsan olmak nefsine hakim olup içimizdeki kötülük yerine iyiliği seçmektir. Bu sadece bir toplum içindeyken değil, hiç kimsenin görmediği anlarda da geçerlidir, bunu gerçekleştirebilirsek ölmeden önce cenneti yaşamış oluruz. Biraz bilinç biraz farkındalık insan olmanın gereğidir.

Biz kendimiz içinde bulunduğumuz durumu düzeltmek için direnç göstermezsek büyük çoğunluk zeka seviyemizi düşük bulup kullanmaya çalışır yada halinden memnun olduğun için ses çıkarmadığını düşünür. Göz yaşını akıtırsan göz yaşında boğmaya bile çalışırlar. Kurtuluş isteyen kişi önce kendini değiştirip geliştirmek zorunda.

Değiştirmeye gücü olan şeyler de değişimi engelleyebilir. Cehalet, hırs, aç gözlülük farklı jenerasyonlarda hep aynı tür insanların olması, iyilerin ezik, etkisiz, sinik halleri, sevgi içerikli felsefeleriyle ideolojiler üretip yozlaşmalara tanıklık etmeleri. Her şeyin değişmesi gerekiyordur belki iyiliğin şeklinin bile.

HÜLYA ÇAKICI