Uzakta olan birini sevmek…

Güçlü insanların yaşayabileceği yaşam şekli. Güçsüz tipler zaten aşkın hakkını veremedi. Uzaklık iki kafa arasındaki mesafeden ibaret, oraya ulaşamadıktan sonra ha yakın olmuş, ha uzak aynı. Aşk illa gözle görmek değil, yüreğinle hissedebilmektir.

Kontrolsüz yakınlıklarda tüketebilir aşkı, bazen insanlar birbirlerine çabuk ulaşırlarsa çabukta bitebilir her şey.

Mesafeler ancak ruhen uzak insanlarda olur, ruhları beraber olan sevgilerde mesafe düşünülemez bile, düşünülüyorsa o sevgi değildir zaten. Kafka Milenayı hep uzaktan sevmiştir. Başınızı yastığa koyduğunuzda avuçlarınızda bir yürek atar. Düş mü, gerçek mi yoksa yastığın marifetimidir bilinmez. Duygular bağımsız bir şekilde alır başını gider. Çok uzakta olsa, sarılamasanda, mutlu olduğunda, hüzünlü olduğunda yanında olamasa da eğer güveniyorsan o kalbi acıtmayacağına dünyanın öbür ucunda olsa da devam eder.

Mesele sevdaysa kanun da, kural da, şartlar da bir yere kadar olur. Seven yüreğinde sevileni besleyebilirse yürür gider yoluna. Ama erişmek istediğinizde kilometrelerce yolun önünüzde engel olduğunu bilir ve bununla yaşamayı öğrenip güne gözleriniz kapalı uyanırsınız. Başaranlar var ama sonunda bir kavuşma ihtimali varsa mücadele edilir. Bunu başaranlardan biriyken okyanusu geçip derede boğulabilirsiniz. Kendinize güvensenizde karşınızdakinin zamanla zorluklardan kaçmayacağını bilemezsiniz. Ve hayatınızı onun üzerinize oynuyorsanız yanlış yapar, enkaz altında kalırsınız, dibi görünmeyen her şey zarardır.

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur derler. Elbet biter ama azar azar biter, ne zaman başladığını ve bittiğini anlayamazsınız bile.

HÜLYA ÇAKICI

Irksal insan çöplüğü…

Her imparatorluğun temelini biraz da olsa katliamlar oluşturuyor. Hepimiz aynı Allah’ın çocuklarıyız. Tüm dünya bunu bilse de dini silah olarak kullanmaktan vazgeçmiyor.

Emek sömürüsü insanın etini yemek onu parçalamaktır. Bireyleri yeteri kadar milliyetçi ve din ahlakıyla saldırganlaştırır ve bu kavramlarla uyutursanız tapınacak hale getirirsiniz kolayca. İnsan evrenin kanseri, yarası ve sızısıdır. Kapitalizmi yok etmek öyle güç ki, insan egoizmiyle beslenen bir canavarı asla yok edemeyiz.

Amerika ırksal olarak insan çöplüğüdür. Bu nedenle ırklar ve onların oluşturduğu devletleri tehdit olarak görürler. Amerika gerçek sahiplerinin yaşadığı bir ülke olsaydı (Kızılderililer) dünyanın en saygın ülkesi olurdu. İngilizler, Fransızlar, İspanyollar vs. bilge ve soylu bir uygarlığı vahşice yok ettiler.

ABD’nin uygulama sistemi; önce böleceği ülkeye özgürlük ve para gönderir sonra bir şekilde özgürlüğünü geri ister. Ama özgürlük para gibi elle tutulur bir şey değildir, o yüzden borçlu olan ülkeye yarınız özgürlüğe olan borcunuzu, diğer yarınız para borcunuzu ödeyin der. Böylece ülke ikiye bölünür; yarısını özgürlükleri için hayatlarını verenler, diğer yarısını para için ülkelerini satan zenginler oluşturur.

ABD Müslüman ülkelerde gücünü deniyor. Çünkü Müslümanların güdülebilen bir toplum olduğunu biliyor. Niye Rusya, Çin, Almanya, Fransa vs. değil. Acaba Müslümanız diyen ülkelerin yöneticileri düşünüyor mu bunu. Bilinçli beyin bir resime bakınca saçma bulsa da, bilinçaltı demek ki der. ABD yönetimi ve Trump muhteşem bir pazarlama operasyonu gerçekleştirdiler. Arapların kendi iktidar ve servetlerini korumaktan başka bir şeyden anladıkları yok, ipleri tutan kuklacı hangi ipi çekerse ona göre hareket ediyorlar.

HÜLYA ÇAKICI

Görünmeyeni görebilmek!

Düşünmeyen ama parayı çok seven insanları yönlendirmek kolaydır. Böyle insanların paraları azaldıkça akılları da azalır. Akıllı kişiden değil cahilden korkulur.

Arı bal yapar ama zarar verirseniz iğnesini batırmaktan çekinmez. Her şeyi düşünebilirsin sınır yok ama düşündüğünü herhangi bir şekilde eyleme geçirme noktasında sınır var. Günümüzde düşünceyi eyleme dönüştürme şansı verilmiyor, bari düşünce özgürlüğünde sınırsız olalım. Kimseye söylemek zorunda değiliz, birileri bizi onaylar onaylamaz önemli değil, böyle bir hesap yapmadan iç dünyamızda özgür ve kuralsızca düşünebilmeliyiz.

Para için susanlar, aşk için susanlar, çocukluk hayalleri için susanlar, dini kullanarak susturulanlar. İnsanları susmak zorunda bırakan etkenlerle doğrular saklanmış olur. Hepimizi susturacak bir yöntem mutlaka vardır. Kimi parayla, kimi şekerle, kimi sevgiyle, kimi dinle kandırılıp, susturulmuştur. İnsanların ten renkleri ayrı, kan renkleri aynıdır. Toplumlarda bu sorunlar hep var, zorla dayatılan şeyler çözülmesi zor diye inandıktan sonra o şeyi kolay bulmak imkansıza yakın olur.

İnsanın ihtiyacı olan şeyler ondan faydalanmak için kullanılır masum yönleri, zaafları ile istismar edilir. Yetişkin erkek ve kadın parayla, küçük çocuklar çocukluğu ve korkuları ile istismar edilir, masumiyetleri başta olmak üzere hayatları çalınır. Hiç kimse göründüğü gibi değil, insanları zaafları ve bilemedikleriyle yakalayabilirsiniz. Güveni, hırsı ve masumiyeti kullanarak bazen para, bazen gül, bazen şeker, bazen de dini inançla insanlar istismar edilir.

İnsanı huzur vermeyen güç susturabilirsiniz ama beyin ve kalbine asla hükmedemezsiniz, insana hükmetmek için idrak yeteneğini kaldırmak gerekir bu da mümkün değildir.

HÜLYA ÇAKICI

Sıradan biriyiz!

Dünyaya hiç katkım var mı? diye düşününce çıkan cevap ne kadar sıradan olduğumuzu belirliyor. Bir hastalığa çare bulursun farklısındır, savaş gazisisindir farklısındır, okulu dereceyle veya ekstra bir başarıyla bitirmişsindir farklısındır, sıfırdan şirket kurmuşsundur farklısındır ama hayatın boyunca hep yerinde sayarak yaşamışsan nasıl kendini farklı hissedeceksin. Yani kendimizi kişisel efsane olarak görmekten vazgeçmek gerekiyor. Aslında en büyük sıradanlık kendini farklı zannetmektir. Ben ancak ötekiyle var olurum anlayışının içselleşmesidir bu durum.

Sokrates’in kendini bil öğretisi, çıkar ve mütevaziliği sonucu ‘bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir’ şeklinde görülür. Bu bir farkındalık, bir aydınlanma halidir. Tarihte de olduğu gibi insan kendi içindeki devrimini, rönesansını, reformunu ancak bir aydınlanmadan sonra yapabilir. Bunun farkında olunsa kimse kimseye üst perdeden konuşmaz, küçük dağları ben yarattım edasında olmaz.

Hiç kimse mükemmel yani tam değildir. Sana öyle hissettirmeye çalışanlar ise senden de eksiktir. Herkes kadar sıradan ve herkes kadar özeliz hepimiz. Ama hepimizin kendisini çok farklı hissedip, sonra ne kadar sıradan biri olduğumuzu anladığımız anlar olmuştur. Bunun sonucunda ise kimimiz önce hayal kırıklığı yaşar ardından rahatlar, kimimiz de egolarımıza yenik düşüp kasılmaya devam ederiz.

Herkesin bir yeteneği vardır, keşfetmediğinden dolayı henüz habersiz olabilir bu yeteneğinden. Her sıradanlık bir zinciri oluşturan halkalar kadar sade, bulunduğu konum olarak eşsizdir. Herkes aynıyken biz farklıydık, şimdi herkes farklı olmaya çalışıyor biz yine aynıyız, çokta kötü olmayan durum. Çünkü artık hayatını istediğin şekilde başkalarını düşünmeden şekillendirebilmekte özgürsündür. Günümüzde de sıradan olmak zor ve imrenilecek hale gelmiş durumda.

Gücümüz, eğitimimiz, yeteneklerimiz, imkanlarımız, köklerimiz, ailemiz, hayat planımız hepimizin birbirinden farklı. Herkes toplumda bir şeylerin ucundan tutmak zorunda. Turizmcisi ayrı, ofis çalışanı ayrı, doktoru ayrı, avukatı ayrı, fırıncısı ayrı, ev kadını ayrı, çiftçisi ayrı uzar gider ve hiçbirimiz sadece kendimizden sorumlu değiliz. Çünkü medeniyetler ortak fayda ve iş bölümü üzerine kuruldu. İdeal olan hayat dengesini kurabilmek.

İnsanın kendisini bilmesi ve tanıması kadar güzel bir şey yok, böyle olunca koyduğumuz hedeflere ulaşmak daha da kolaylaşıyor. Ama yine de keşke denen atıl, geri dönüşümsüz sözcüğü kullanmayanımız var mıdır? Deneyimler bugünkü aklın olgunlaşmasını sağlıyor. Her şey bizler için; üzüntü, sevinç, başarı, başarısızlık, birliktelik, ayrılık vs. tecrübe dediğimiz şeyler de bunların özeti oluyor sonunda ve düşe kalka yaşadıklarımızdan dersimizi alıp çıkıyoruz. Hayat bir imtihan pozitif düşünürsek ayakta daha dik durabiliyoruz.

HÜLYA ÇAKICI

Evlilik birliği ve çocuklar…

Her insan hayata farklı bakar. Çocukluğundan itibaren aldığı eğitim, anne, babasının kişilik yapısı, yaşadığı ortam ve olaylar, sahip olduğu kültürel yapı bu bakış açısına yön verir. Olayları algılama da sahip olunan bakış açısının önemi büyüktür.

Neler yapıp, yapamayacağının belirlendiği ilk yer ailedir. Temeller burada atılır, yaşam boyu yapılan işler genellikle çocukluk dönemi yaşantısının dışa vurumudur. Aile yapısını dışlayan yada ailesinin yapısına ters bir hayat rotası izleyen kişiler bile çocukluk döneminden izler taşırlar. Birey ailesine olan tepkiden dolayı olumsuz işler yapabileceği gibi son derece olumlu işler de yapabilir. Her iki durumda da belirleyici büyük ölçüde çocukluk dönemi travmaları ve anılardır. En tepede bile olsak o en temelin versiyonuyuzdur, bir roket fırlatma üssünde çizilen rotanın dışına çıkamaz misali.

Evlilik birliği yalnızca çocukların anne ve babayla yaşaması gereken bir ortam olarak mı görülüyor. Peki huzur bunun neresinde? Bir evlilikte huzur varsa çocuklara ve size fayda sağlar, mutlu değilseniz bir anlamı olmaz. Belki iterek evliliği geleceğe taşırsınız ama yorgun ve mutsuz olursunuz.

Kendi bireysel mutluluğunu düşünüp, radikal kararlar verip, yaşayarak nöronlarını tatmin etiğinde sadece nirvanaya ulaşılmıyor, geriye travmalar içinde sevgisiz ve her şeye meyilli çocuklar da kalıyor. Öz güven ayrı, aşırı öz güven ayrı bunları her karakter kaldıramaz, kimisi işine geldiği gibi yaşar, kimisi zorunda kaldığı için. Ebeveynin aşağılandığı, sindirildiği bir evlilikte yetişen çocuklar için sakınca doğar. Kişi ne kadar mutluysa çocuklarını da mutlu eder. Anne babanın birbirlerini aşağılayıcı, darp edici kavgaları nedeniyle travmatik nesiller yetişir, yetişiyor.

Evlilik birliği herkes için farklı şeyler ifade edebilir. Kadın içinde, erkek içinde. Nokta koyacağınız yeri ve devam edeceğiniz zamanı iyi bilmek gerekir. Birbirlerinin hak ve özgürlüklerini kısıtlamaz, uyum içinde ortak bir payda da buluşabilirlerse ve sevgi de varsa evlilik canlı ve mutlu kalır, dışarıda arananları eşler birbirlerinde keşfederseler evlilik bir öğretici olur. Hayat gibi karşılıklı saygı, sevgi, fedakarlık gerektirir.

HÜLYA ÇAKICI

http://hthayat.haberturk.com/astroloji/haber/1052535-evlilik-birligi-ve-cocuklar

Psikoloji

İnsanlar az bildikleri şeylere daha kolay inanırlar. O yüzden psikolojiye göre bir şeyi ölümüne savunuyorsan o konu hakkında çokta fazla bilgiye sahip değilsin demektir.

Sade tanımla psikoloji; İnsan ve hayvan davranışları ve bilişsel süreçlerini inceleyen bilim dalıdır.

Dikkat edilirse bu tanımda ruh adına herhangi bir kelime yoktur. Çünkü her ne kadar ruh sağlığı densede psikoloji tamamen neden / sonuç ilişkisi içerisinde yapılan araştırmalar ve yoğun çabalar sonrası insan davranışlarını, dikkat, algı, bilinç, bellek, dil gibi bilişsel süreçlerini anlamaya çalışır.

Bazı uygulanan yöntemlerin bilimsel bağlamda geçerliliği ve güvenilirliliği tartışma konusu olsa da psikoloji, insanın ruh denen ve herhangi bir ölçütle değerlendirilmesi mümkün olmayan bir fenomeni araştırma konusu olarak değerlendirmez. Çünkü içinde bulunulan psikolojik durum ancak ve ancak temel bilim ilkeleriyle değerlendirilir ve insanların hayatlarını daha kaliteli hale getirmek için çaba sarf eder.

Terapi global çok üstün, Dr. Freoidle en üst prestijini gören felsefi bir akımdır. Orta çağ felsefesi ruhun, düşüncenin ilk veri olduğunu kabul eder = idealist gerici akım. Buna göre psikoloji = ruh bilimidir. Bugünde toplumun çoğu bu sistemden müzdariptir. Rahat etmesi psikologa gitmeyle hallolur. Temel Bilimin bilimi = diyalektik felsefe. Toplum bilimi = sosyoloji. Ruh bilimi = psikoloji. Görüşü hakimdir bu görüşte.

Freud, bilinçaltı kavramı id, ego, süper ego kavramlarını bulmasıyla psikolojide önemli bir yer edinmiştir. Freuda göre ben kelimesini çok kullanan insanların bilinçaltında aşağılık kompleksi yatıyordur.

İnsan üst bir mertebe değildir. Hayvanlar insanlar için yaratılmamıştır, siyahların beyazlar, kadınların erkekler için yaratılmadığı gibi. Her canlı kendisi için dünyada bulunmaktadır. İnsan hem iyidir, hem kötüdür. Beklenenden farklı hareket edebilme ihtimalidir insanı insan yapan.

HÜLYA ÇAKICI

Fakiri bol ülke…

Siyasal ve yönetimsel kurumlardaki güçsüzlük nedeniyle toplumda denetiminin kalmaması, psikolojisi bozuk bir toplum, ülkeye dolmuş ne olduğu belirsiz kişilerle yaşanamaz bir ülke olduk.

Boşanmalar artıyor, genç insanlar gasp ve hırsızlık yapıyor, tecavüz ve taciz haberleri eksik olmuyor, şiddet olayları giderek çoğalıyor, toplumsal hoşgörü, alçak gönüllülük sıfıra inmiş durumda, başka ülke insanına ucuz iş kolu yaratılırken ülke insanı işsiz, sanat adına yapılan diziler, filmler, klipler gençliği lükse, çarpık ilişkilere, mafya hayatına özendiriyor. Eğitimin içi bilimsel tekniklerden çok gerekli gereksiz bilgilerle dolduruluyor, iyi doktor yetişmiyor sağlık geriliyor, istihdam yaratacak üretim alanları açılamıyor camiler açılıyor.

Ülkede sosyal devletin sağlayamadığı yaşam refahını bulamadıkları için ekonomik nedenlerle psikolojileri bozulup umudu bitmiş insanların oluşturduğu bir toplum oluşuyor. Ülke sınırları içinde açlıktan, soğuktan, şiddetten, işsizliğin getirisi olan parasızlıktan ölmüş veya zor durumda olan her canlının, çocuğun, kadının, gencin, yaşlının sorumlusu vergisini alan, sosyal devlet olup barınma, sağlık ve yaşatma görevi olan sistemdir. Zengini çok zengin, fakiri bol bir ülke olduk.

Siyaset sen nelere kadirsin ve neler yaptırıyorsun. Hepimiz korkuyoruz bana dokunurlar mı, söylediklerim ve düşündüklerim yüzünden bana bir şey olur mu ve bunun adına da demokrasi diyoruz. Sonuç olarak güç sahipleri düşünen, sorgulayan, eleştiren bir nesil istemiyorlar. Biat et, rahat et zihniyeti ülkenin üzerine kara bulut gibi çökmüş durumda.

HÜLYA ÇAKICI