Düşünmeden düşün!

İnsanın doğasında kendisi gibi olmayan ve düşünmeyenlerden nefret etme dürtüsü bulunur. Bunun için erdem sahibi olabilmek önemlidir. Tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmek için bile olsa bir aklı var. Çoğunluk olan benciller ve çok bilmişler dengeleri bozuyor.

Bizim toplumumuz da sivrileni pek sevmezler. Çünkü aileden, atadan susturulmayı öğrendik, ‘nerede yetiştiysen oranın kurallarına uy sorgulamak senin neyine’ mantığı ile. Türk toplumu gelenekçi bir yapıya sahiptir, ahlaki ölçütleri ise genelde aile yapısı ile alakalıdır. Fakat her toplum birbirlerinin çıkarı için ortak hareket eder. Bu yüzden siyaset denen şey vardır ve siyasi çatışmalar toplumun farklı kesimleri için vadedilen olanaklara bağlıdır. Ötekileştirme ise toplumun kendi düşüncelerine ters düşmese dahi kişinin ahlaki ölçütleri, gelir düzeyi, etnik kimliği ile ilgilidir, insanlar her zaman kendilerinden farklı olana önyargı ile yaklaşır.

Bizler atalarımızdan şunu öğrendik; Çini fethet ama yerleşme, ilmi öğren ama özünü unutma. En değersiz şeyinizi bile kaybettiğinizde anlarsınız kaybettiğinizin değerini. Yani benliğini kaybeden toplumlar yıkılmaya mahkumdur. Bir Türk ilme karşı çıkıyorsa o benliğini kaybetmiştir ama kimse kaybettiğinin farkında bile değil.

Geleneklerin alışkanlık haline gelmesi, alışkanlıkların da iyi olarak adlandırılması sonucu Biat kültürü oluşur. Biat sözlük anlamı olarak; itaat etme, boyun eğme ve bir saygı ifadesidir. Boyun eğme ve itaat düzene ve istikrara yönelir. Buna karşıt düşen her çaba, fikir ve otorite karşıtı eylem kötüdür. Düşünce yetileri sonlandırılmış insanlar genelde körü körüne biat ederler ve ancak kendi olanakları dahilinde düşünürseler bazı cevapları bulabilirler. İtaat kültürünün hakim olduğu topraklar da bu durum normaldir. Birileri toplum adına yazar, çizer, konuşur, düşünür, toplumda onlara itaat eder. Sorgulama yada muhakeme etme bir çeşit başkaldırı gibi algılanır.

Empati yetisinden mahrum birey ve toplumlardan hiçbir şey beklenemez ve böyle zihniyetler bir şey kazandırmaz tam aksine kaybettirir. Bu tarz insanlar doğru ve yenilikçi düşüncelere yalnızca fantazi duyarak, maceracı biçimde yaklaşırlar, pratikte ise uygulanan şeyler çok azdır. Bu insanları eğitmek ve kazanmak neredeyse imkansızdır.

HÜLYA ÇAKICI

Reklamlar

Sevgiye atılmış para

Hayatın bize ne getireceği bilemeyiz. Manevi mutluluk isterken birde bakmışız hayat bize maddi mutluluk kapılarını açmış. Tam tersi de olabilir, maddi mutluluk beklerken bu defa da manevi mutluluk gelir bulur bizi. Tabii her durumda da anahtar bizim elimizde. Hangi kapının açılmasını istiyorsak o kapıyı açarız düşüncen neyse nasibin odur. Kötüler korkudan boyun eğerler, iyilerse sevgiden yani önce içimize sonra işimize bakmak gerekir. Hiç kimse vazgeçilmez değildir hele değer görüpte değer vermeyenler hiç değildirler.

Paranın anlam ifade etmediği yerde bile para yem olarak kullanılır olmuş. Yalnızlık ve sevgisizlik çağımızın hastalığı. Bazı insanlar sosyal hayat içerisinde her şeyleri olmasına rağmen tek başınalar. Belki kendilerine güvenleri yok, belki de hep iş hayatında başarılı olmak adına yalnızlaşmışlardır. Gün gelip cep dolup kalp boş kaldığında o kalbi doldurmanın yollarını ararlar. Sosyal hayat yok, etrafta karşı cinsle iletişim kuracak ortam yok, bu durumda da paraya tamah edecek kalpler aranır. Öyle kalpler de mutlaka çıkar hayatın gerçeği bu, besledikçe de para bitene, kazığı yiyene kadar devam eder. Paraya kanıp özgürlüğünden vazgeçen kalp okyanusu bırakıp kovada ne kadar hayat sürer ki, dünya kadar paraya sahip olabilirsin ama yüreğinde sevgi yoksa hiçsin.

Akıllı erkek zeki kadın sever. En akıllı erkek hem kendisi güzel, hem de dünyasını güzelleştireni sever. Dünyasını güzelleştiren erkek bulan kadın mutlu olur ve oda dünyayı güzelleştirir. Akıllı bir kadında onu üzmeyen erkeği sever, yüzünde daima gülücük bırakan erkeği. Adamlık yada mertlik paye verilecekse insana yakışanlardır. Kadınsız bir erkeğin hayatı ve erkeksiz bir kadının hayatı çocukluğunda güvenden yoksun, gençliğinde zevkten mahrum, yaşlılıkta ise onu avutacak birinin eksikliği ile geçer. Büyük şeyler yapamasakta küçük şeyleri büyük bir sevgiyle yapabiliriz. Hisler rehberdir ve yollar böyle aşılır.

Sevgi tutkuya dönüşürse karşınızdakini kendi malınız gibi görürsünüz ve onu kaybetmemek için her türlü çılgınlığı yaparsınız. Her duygunun kendine has özelliği vardır ve bunu özel kılanda yapılan eylem tarzıdır. Aşkta parayı, emeği, sorumluluğu bir kenara bırakmak gerekir. Sürekli itilip kakılan birinin sevgi gördüğünde ne yapacağını bilememesi normal bu sevgiye yeteri kadar değer verilmediğini göstermez, bir süre ısrarla sevgi gösterilmeye devam edilsin mutlaka sevenin peşinden gidilir. Güle ulaşmak için dikenine katlanmak gerekir. Her zorun sonunda mutlaka bir mükafat vardır. Öyle bir çizgi çizerler ki adım atmaya cesaret bile edemez korkar çoğu insan. Yaşamak tedavisi olmayan bir hastalık ve hiçbir şey sonsuz değil ölünce her şey bitiyor.

HÜLYA ÇAKICI

Sürü…

Dünyayı sadece gördüğümüz gibi düşünüyoruz. Düşüncelerin esiri olarak hayata ve insanlara bakmaya başlayınca kendi doğrularımızın dayatması sonucu ötekiler kavramı oluşuyor. Zihniyeti fakir, dünya görüşü gelişmemiş bir toplumun yargılamak, kesin hüküm vermek daha kolayına gider. Umut etmeyi seven bir toplum görüşüne sahibiz, bu da beklenti getirdiği için ve karşılık bulamayınca hemen ötekileştirme moduna geçiyoruz. Bizim kültürümüz hep yarınlara yatırım yapmaya zorladı. Yarınlar için bu günleri harcıyoruz, yarınlar tutmazsa bu günlere uzaktan iç çekiyoruz.

Sürü denilince ilk aklımıza gelen koyun sürüsü. Ama bizim aklımıza gelen koyun sürüsünün doğal ortamından koparıldığını unutuyoruz. Koyun sürüsünün başında bir çoban vardır. Hem sürünün dışından birisi, hem de amacı sürüyü sağmak ve kesmek olan birisi. Mussolini, Hitler vs. bu türden çobandılar. Hatta günümüz politikacılarının da bunu açıkça söylediğini görüyoruz. Oysa doğal ortamının içindeki sürülerin özenilecek pek çok özellikleri de var. Korunma, avlanma avantajlarının yanı sıra liderlerinin olmayışı, olsa bile hiçbir imtiyazının olmaması gibi, yani sürülerin içinde güden diye bir kavram yok. Bu noktada kurt, aslan, fil sürüleri ile balık, kuş, sinek sürülerini ayırt etmek durumundayız. Çünkü en büyük fark sürünün niceliği. Bundan yarım asır önce informasyon ve bilgi avantajı çobanların tekelindeydi. Bugün sosyal medya denilen ortam sayesinde bu avantajı kamulaştırdık ama kullanmasını henüz tam bilemiyor olsak da öğreniyoruz. Bunu başardığımız ve bir balık sürüsü gibi hareket etme ehliyetini kazandığımızda çobana ihtiyacımız olmayacağını göreceğiz.

Özgürlük beynin saplantılardan, sabit fikirlerden, önyargılardan kurtularak düşünmesidir. O zaman insan özgür yaşar. Birisi sürüden farklı davranınca yanlızlaşıyor ama yine de kazanan farklı düşünen taraf oluyor, her şeyden önce kendisinin farkında olduğu için.

Hayat sıradan insanların varlıklarına sıcak dokunuşlarla daha anlamlı, insanlar mutlu olmalı, yüzleri gülmeli yöneticiler bunun için seçilirler. Zenginlik ne kadar kazandığın da değil, paylaşabildiğindedir. Bir insanı mutlu etmek çok kolayken biz hep en zorunu başarıyoruz.

HÜLYA ÇAKICI

Önce kendini düzelt!

Neden her şeyin gönlümüzce olmasını istiyoruz da, istemesini bilen bir gönlümüz olmasını istemiyoruz? Temel sorunumuz sorunları tespit etmekte üstün yeteneğimiz, çözümünde ise bir o kadar acizliğimiz ne yazık ki.

Kendinizin en iyi eleştirmeni olun, hatalarınızı düzeltemiyor ve eksik yönlerinizi tamamlayamıyorsanız bile en azından bunları kabullenin ve kendinizle barışın. Kendi ile barışık olan mutlu da olacaktır ve doğal olarak çevresini de etkileyecektir. İnsan kendisini iyi hissederse karşısındakine de iyi görünüyor, önce kendinizi mutlu edin ve özgüven sahibi olun. Gülümseyin alem hüznünüz ile değişmeyecek.

Büyük bir kedi kuyruğuyla oynayan küçük kediye sormuş; Neden kuyruğunu kovalıyorsun? Yavru kedi cevap vermiş; Bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğunda kuyruk olduğunu öğrendim. Bu nedenle onu kovalıyorum. Yakaladığımda mutluluğa kavuşacağım. Bunun üzerine yaşlı kedi; Gençken bende mutluluğun kuyruğum olduğuna karar vermiştim ama sonra fark ettim ki, ne zaman onu kovalarsam benden uzaklaşıyor, ne zaman kendi yoluma gitsem hep peşimden geliyor.

Mutlu günlerimiz sağlıklı günlerimizdir. Sağlığımızı korumak birincil amacımız olmalı gerisi hikaye. Çoğu insan için kendine ne kadar değer verdiğinin yada başkalarına verdiği değerin bir önemi yok. Onlar için önemli olan para ve onu elde ederken suçlarını örtebilecekleri zaman. Yaşamında gerçek sevgiyi tadamadığı için sevgiyi de zor veriyor bazı insanlar. İşinde başarılı olduğu için kendisini mutlu hisseden ama yaşamın bir çok değerinden uzak kalmış oluyorlar.

Kendisine değer verilmemiş bir insan başkasına değer verirken zorlanır. Bunu öğrenebilmesi de, kendisine değer verebilmeye başladıktan sonra işleyen iki yönlü bir süreçtir. Yani insan kendisine değer verebildiği oranda başkalarına da değer verir ve insanlara gerçek anlamda değer verdiğini hissettikçe kendisini de değerli bulur.

Özgür irade her insanın varlığında vardır. Ona ulaşmak doğanın ve ruhun sana verdiği görkemli bir varlık olmana sebep olur. Aslında olman gerekeni olursun, sen olursun.

HÜLYA ÇAKICI

Başarısızlık korkusu olan insan belirtileri

1) Başarısızlık korkusu olan insanlarda görülen belirtiler şunlardır:

– Hiçbir iş yapmama ya da yapamama
– Mükemmeliyetçilik
– İşkoliklik
– Ne kadar çalışırsa çalışsın sonuç alamama
– Sürekli tatminsizlik hissi
– Bir şeyleri eksik biliyor duygusu
– Kendini başka insanlarla mukayese etme

Böyle bir korkunuz varsa yapmanız gereken; 21 gün boyunca kendinize “ Başarılı olduğuma inanıyorum ve başarılarım için kendimi kutluyorum” demek.

Yeterli gelmediğini düşünüyorsanız daha uzun süre kendi kendinize bu cümleyi tekrarlamaya devam edin.

Sonra buna bir niyet koyun. Niyet etmek daha güçlüdür. Her geçen gün daha başarılı olmaya niyet ediyorum” deyin.

2) Bir çok insanın biliçaltında yer alan diğer bir korku ise güvensizlik duygusudur.

Bilinçaltınızda güvensizlik korkusu var ise;

Kendinize yeterince güvenmediğiniz için başarılı sonuçlar alma şansınız düşer, hayatınızda değişimler yapmak ve atılımlar gerçekleştirmek, sizin için çok zorlayıcı olur.

İlişkilerinizde kendinize güvenmemeniz, size güvenmeyen insanları ya da güvenilmez insanları hayatınıza çekmenize yol açar.

Yeteneklerinizi geliştirmeniz ve başkalarına göstermeniz çok zor olur.

Böyle bir korkunuz varsa yapmanız gereken; 21 gün boyunca kendinize “Kendime tamamen güveniyorum ve ben güvenilmeyi hak ediyorum” demek.

Kendime güvenerek potansiyelimi ortaya koymaya niyetleniyorum.

3)Bir diğer korkumuz ise değersizlik duygusudur.

Bilinçaltınızda değersizlik duygusu var ise;

Yaptığınız işlerin değeri olmadığına inanırsınız. Bu da başkalarının da yaptığınız işlere değer vermemesi sonucunu doğurur.

Hak ettiğinizi almakta zorlanırsınız. Kendinize yeterince değer vermediğiniz için değerli bir şeyi hayatınıza kabul etmeniz kolay olmayacaktır.

Bu duygu, iş hayatınızda, özel hayatınızda ve ilişkilerinizde istediğiniz kadar verimli olmanızı da ciddi olarak etkileyecektir.

Değersizlik duygusunu temizlemeniz için 21 gün boyunca kendinize “ Ben çok değerliyim, kendi değerimi biliyorum ve kabul ediyorum” demelisiniz.

Niyet ederek bu çalışmayı güçlendirmek isterseniz; “Kendi değerimi bilmeyi, görmeyi ve kendime değer vermeyi seçiyorum.” şeklinde tekrarlayabilirsiniz.

Binlerce kişisel gelişim kitaplarına bedel…

Lâ Tahzen… (Üzülme!)

İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme!

Rahman “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
O halde ne diye üzülürsün ey can?
Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan; gece gibi kapkaranlık nefsini yak !..

“Derdim var” diyorsun;
Dert insanı Hakk’a götüren Burak’tır; sen bunu bilmiyorsun.
Sanma ki dert sadece sende var.
Şunu bil ki;
Sendeki derdi nimet sayanlar da var.
Umudunu yıkma; Yusuf’u hatırla.
Dert nerede ise deva oraya gider.
Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider.
Soru nerede ise cevap oraya verilir.
Gemi nerede ise su oradadır.
Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın.
Dünya malı Allah’ın tebessümüdür: ona bak! Ama sarhoş olma…

Lâ tahzen! (Üzülme!

Irmağa deniz, denize okyanus sığmaz. .
“Aşık” olmayana anlatsan da “Ben” “Sen” anlamaz.
Hakka ulaşmak için yoldur desen kimse inanmaz…
Gönlünde zerre-i miskal şems olmayan;
Yanmaz, yanamaz…

Ayağın kırıldı diye üzülme!
Allah senden aldığı ayak yerine belki sana kanat verecek.
Kuyu dibinde kaldın diye üzülme!
Yusuf kuyudan çıktı da Mısır’a sultan oldu, unutma!
İstediğin bir şey olursa bir hayır, olmazsa bin hayır ara…

Geçmiş ve gelecek insana göredir. Yoksa hakikat âlemi birdir. Bu âlem bir rüyadır. Zanna kapılma ey can! Rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir. Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir. Neden çok üzülürsün ki? Her şey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vazgeçme:
Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.
Bu âlemin, bu kâinatın kitabı sensin:
Aç da kendini oku ey can!

Kâinatın en uzak köşesi, senin içinde ufak bir nokta…
Ama sen bunun farkında bile değilsin.
Derdin ne olursa olsun korkma!
Yeter ki umudun ALLAH olsun…
Herkes bir şeye güvenirken;
Senin güvencen de ALLAH olsun.
Hiçbir günah, ALLAH’ın yüce merhametinden büyük değildir ama sen yine de günah işlememeye bak!

Lâ tahzen! (Üzülme!)

Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır.
Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır.
Allah tozunu alıyor diye niye kederlenirsin EY CAN!?

Lâ tahzen! (Üzülme!)

Bir şey olmuyorsa:
Ya daha iyisi olacağı için,
Ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur.
Şu uçan kuşlara bak! Ne ekerler, ne biçerler…
Onların rızkını düşünen Allah; seni mi ihmal edecek sanırsın!
Yeter ki sen istemeyi bil…

Belalar sağanak yağmurlar gibi yağar.
Ancak başını ona tutabilenler aşk kaydına geçerler.
Belâ yolunda muayyen bir menzildir âşık. Her nereden gam kervanı gelse de.
Aşk derdinde olan kişi; baş derdinde değildir…

Yapılma, yıkılmadadır;
Topluluk, dağınıklıkta;
Düzeltme, kırılmada;
Murat, muratsızlıktadır;
Varlık, yoklukta gizlidir…

Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
Ne kötüdür zamanın bir an kadar yakın, bir asır kadar uzak olması.
Ve bilir misin?
Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması..
“Ben” deyip susması…
“Sen” deyip ağlamaklı olması…
Eğer sen Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açar, kolaylaştırırlar.
Eğer Hakk”ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler.
Benlikten kurtulursan o kadar büyürsün ki âleme sığmazsın.
İşte o zaman seni sana, sensiz gösterirler.

Sevginin diğer bir adı da sabırdır:

Açlığa sabredersin adı “oruç” olur.
Acıya sabredersin adı “metanet” olur.
İnsanlara sabredersin adı “hoşgörü” olur.
Dileğe sabredersin adı “dua” olur.
Duygulara sabredersin adı “gözyaşı” olur.
Özleme sabredersin adı “hasret” olur.
Sevgiye sabredersin adı “AŞK” olur…

Ne istersem ben Mevlâ’dan isterim.
Verirse yüceliğidir. Vermezse imtihanımdır…
Allah’tan bir şey istersen kapı açılır, sen yeter ki vurmayı bil !…
Ne zaman dersen bilemem ama,
Açılmaz diye umutsuz olma,
Yeter ki o kapıda durmayı bil…!

Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî.

Biraz…

Biraz Polyannayım; küçük şeylerden mutluluk duyacak kadar,
Biraz Pinokyoyum; kendime beyaz yalanlar söyleyecek kadar,
Biraz filozofum; düşüncelere değer verip, düşünce yaratacak kadar,
Biraz bilgeyim; yaşamdan çıkardıklarım kadar,
Biraz mantıklıyım; yüreğimin önüne geçecek kadar,
Biraz sevdalıyım; aklımla baş edecek kadar,
Biraz akıllıyım; serinkanlı düşünecek kadar,
Biraz pozitifim; olumlu perspektif yaratacak kadar,
Biraz pratiğim; anında çözüm bulacak kadar,
Biraz gerçekçiyim; hayale dalmayacak kadar,
Biraz hayalciyim; gerçeğin sıkıcılığından kurtulacak kadar,
Biraz palyaçoyum; gözyaşlarımı saklayacak kadar,
Biraz ressamım; yaşamı gökkuşağına bezeyecek kadar,
Biraz baharım; umut yeşertecek kadar,
Biraz sonbaharım; gizim turuncu renklerde saklı..
Biraz misafirim; bana biçilen kadar,
Biraz serseriyim; hayatı tiye alacak kadar,
Biraz sarhoşum; aşka bağlanacak kadar,
Biraz tutucuyum; tutkulu yaşayacak kadar,
Biraz safım; deli dolu düşlere inanacak kadar,
Biraz dostum; dostluğa ve dostlarıma değer verecek kadar,
Kapım biraz aralı; gelene hoş geldin, gidene güle güle diyecek kadar,
Biraz sabırlıyım; istediğimi elde edecek kadar,
Biraz affediciyim; hataların olgunlaştırdığını bilecek kadar,
Biraz hoşgörülüyüm; yaşanabilir bunlar diyecek kadar,
Biraz kalabalığım; yalnız kalmayacak kadar,
Biraz yalnızım; sensizlik kadar! ! !
Biraz arsızım; her daim sevilmeyi isteyecek kadar,
Galiba, ben biraz insanım…
Ama en çok da sevdalıyım; hayatı her yönüyle sevecek kadar…