Zeki insanların özellikleri

Bazı insanlar var ki çok sayıda arkadaş onları mutlu etmiyor. Peki kim yada kimlerden söz ediyoruz? Belki kendinizden de izler.

Zeki kişiler dünyayı bizim algıladığımızdan farklı algılarlar. Sosyal ilişkiler içinde farklı davranışlar gösterirler. Yani Algıları farklıdır.

London School of Economics ve Singapore Management University tarafından yapılan bir araştırma, zeki insanların mutlu olmak için daha az arkadaşa ihtiyaç duyduğunu ortaya koydu. Yani çok arkadaşa ihtiyaç duymazlar.

İnsanlar için hayatı yaşanılır kılan ne?
Sonuçları psikoloji dergisi British Journal of Psychology de yayımlanan araştırma iki önemli bulguyu ortaya koydu. Nüfus yoğunluğu az olan yerlerde yaşayan insanlar, kalabalık yerlerde yaşayanlara oranla daha mutlu. Diğer sonuç, sosyal ilişkiler arttıkça insanlar kendilerini daha mutlu hissediyor. Ama önemli bir durum var: Özellikle akıllı insanlarda bu ilişki geçerli değil, hatta tersine işliyor. Yani çok kalabalık mutsuz ediyor. Kalabalıkların insanların kendilerini mutlu hissetmesinde zekilerin aksine, IQ’su düşük olanlarda etkisi daha büyük. Sosyal ilişkiler arttıkça zeki insanların mutluluğu da azalıyor. Mutluluk araştırmacısı Carol Graham bunun nedenini şöyle açıklıyor:

* Zeki insanlar gerçekleştirmek istediklerini hedeflerine yoğunlaştıkları için toplumla daha az zaman geçiriyor. Sosyal etkileşim ise zeki kişilerin hedefine ulaşmasını engelliyor ve bu kişilerin kendilerini mutsuz hissetmelerine yol açıyor. Sosyal etkileşim engel.

*Beynimizin tasarladıkları ile günümüz şartları arasında bir uyumsuzluk var. Nüfus yoğunluğu açısından, bu şu anlama geliyor: Beynimiz geniş bir alanda az sayıda kişi ile yaşamaya tasarlanmış. Beyin geniş alan seviyor.

* Ancak günümüzde çok sayıda kişi dar alanlarda kalabalıklar içerisinde yaşıyor.Arkadaşlık ilişkileri açısından da durum benzerlik gösteriyor.

* İnsanoğlunun hayatı, gruplar içerisinde ve ömür boyu süren arkadaşlık ilişkileri üzerine kurulu. Yaşamın kalabalık ortamlara evrilmesi gibi arkadaşlık ilişkileri de sanayileşme, teknik ilerleme ve dijitalleşmeyle birlikte değişti. Arkadaşlık ilişkileri nasıl? Başa çıkma yetisi.

* Zeki insanların da arkadaşları, aile üyeleri, iş ortakları vardır. Ama onlar herhangi olumsuz bir durumda başkalarına değil de kendilerine güvenmeyi tercih ederler. Yani sorunlarla tek başına mücadele etmeyi bilirler. Zeki insanların özellikleri.

* Sözcükleri ve olayları ayrıntılı inceler. Mantıklıdır ve gelişmeleri tahlil eder, tahminde bulunur. Mantık ön planda.

* Sosyal ortamlarda diğerlerinin vücut hareketlerini, göz kırpışlarını veya mimiklerini inceleyerek, o kişilerin o an neler düşündüğünü tahmin etmeye çalışırlar.

* Zeki insanlar katı görüşlü olmaktan her zaman kaçınırlar. Onlar yeniliklere açık olmanın ve farklı düşünebilmenin ne kadar önemli olduğunu bilirler. Düşünce veya inanışları yanlış diye kendilerini yenilgiye uğramış gibi hissetmezler. Bunun yerine doğrusunu öğrenmeye çalışırlar. Empati kurar.

* Onlar yaptıkları hataya saplanıp kalmak yerine, onu nasıl düzeltebileceklerini düşünürler. Her zaman yarın odaklı düşünürler ve yarın odaklı olabilmek için bugün yapılması gerekenleri eksiksiz olarak yerine getirirler. Yarın odaklıdır.

* Yaşamlarında hiçbir şeyin şans eseri ya da tesadüfi olduğunu savunmazlar. Bir takım olasılıklar vardır ve bu olasılıkları şekillendirmek tamamen kişinin kendi elindedir. Farklı fikirlere karşı her zaman açık olurlar, ancak bir şeyin doğru olduğuna karar verdikleri zaman onları bu düşünceden caydırmaya kimsenin gücü yetmez. Kararlılık esastır.

* Gerçekçilik onların doğasından vardır. Hayata toz pembe gözlüklerden bakmaz, yaşamanın bazen ne kadar zor olduğunu bilirler.

* Büyük sözler vermezler. Çünkü eylemlerin kelimelerden çok daha üstün ve etkili olduğunu bilirler. Bu nedenle beklentiyi yükseltmek yerine, kısa süre sonra bunu gerçeğe dönüştürmeyi tercih ederler. Söz uçar…

* Şans faktörünü eleyip, başarı oranlarının yüksek olduğu işlere girer ve alacağı risk oranının minimum olmasına dikkat ederler.

Bana kalırsa bana kal…

Ne var ne yoksa hepsi rüya, öğrendim sonunda aşk ile dönermiş bu dünya.

Aşk ve sevgi olmazsa yaşamanın bir anlamı olmazdı. Seviyorum güzel olan her şeyi, coşkuyla, aşkla sevmek güzeldir iyi bir kalbin varsa, aşk güzel cesaretin varsa.

Değerli insanı buldun mu, bas bağrına zincirle kendine. Sevdamız da sevda çiçeklerimizin olması gerekir.

Aşk, seni vurabilecek bir silahı, seni vurmayacağına inandığın birisine tereddütsüz vermektir.

Aşk, düşündüğün de gülümsemektir.

Aşk, ben seviyorum sen de sev değildir.

Beklentisiz kelebeklerin çarpmasıdır.

Sonra biri çıkar karşına tüm alışkanlıklarını değiştirir.

Aşk, bir savaş galip gelmenin mağlup olmaktan geçtiği bir savaş.

Kazanmak için mağlup olman gereken zamanı bilmen gereken bir savaş.

Kavuşursan meşk olur. Kavuşamazsan aşk olur. Aşk kavuşamamanın adıdır. Kavuşursan işin rengi bir müddet sonra değişir. İsteyen aksini iddia edebilir ama bu böyledir. Saygı, emek ve karşılıklı anlayış en büyük aşktır.

Bir insanı mutlu etmek için ilk zamanlar nasıl davranıyorsanız sonrasında da aynı davranın. Fazla bir şey değil, biraz içten gösterilen ilgi ve sadakat bunları yaptığınız zaman göreceksiniz ki aslında siz mutlu oluyorsunuz. Çünkü bazı insanlar yanlış yapmak ve yalnız kalmak arasında tercih yaparlar. Adabına göre, hislerine göre karar verirler. Sahte bir mutluluk yerine, sade bir yalnızlığı tercih ederler. İşte bu yüzden bazı insanlar sınırlarını kendilerinin çizdiği, gizli ve gizemli bir ülkede yaşarlar. Zorunlu olduklarından değil, gururlu olduklarından ve yerlerini sadece sabırlı ve yürekli olduğuna inandıkları insanlara söylerler.

Aşk geçici falan değil sadece özveri ister bu da insanlara zor gelir ve bahane aşk geçici. Sevgi de, aşk da gayet güzel birlikte yürüyebilir yürütecek yürek olduktan sonra. Önemli olan saygı, sevgi bu ikisi varsa zaten ölümüne aşk da vardır. Yani aşk emektir, saygıdır. Aşk güzel şey yürekte de sıcak tutmak lazım ki, bir ömür sevdaya sevgiye dönüşsün, karşılıklı olarak yürekler hep yeniden atsın.

Gelinliklerin beyaz olmasının anlamı öldüğüm güne kadar seninim demektir. Eskiler bir gelin eve beyazla girer beyazla çıkar derler, biri beyaz gelinlik diğeri kefendir.

HÜLYA ÇAKICI

İnsanların da bilgisayar gibi ‘yeniden başlat’ tuşu varmış!

Babasından miras olarak çok değerli bir bilgi alan Zu San Li hakkında bir Japon efsanesi vardır: “uzun ömür noktası” veya “yüz hastalığın noktası”.

Babasının tavsiyesine uyarak Zu San Li her gün bu noktaya masaj yapmış ve onlarca imparatorun doğumuna ve ölümüne şahit olacak kadar yaşamış. Bu noktaya masaj yapmak, Uzak Doğu’nun binlerce yıldır uygulanan en eski tedavi metodlarından biridir. İnsan vücudunda bir yılın aylarını ve günlerini anımsatan 365 nokta ve 12 majör meridyen vardır.

Spesifik noktalara parmak baskısıyla uygulanan akupresur yöntemi belirli organlarla bağlantılı meridyenlerin ve kanalların öğretilerine dayanır. Çin tıbbında vücut bir enerji sistemi olarak görülür ve masaj organların fonksiyonel aktivitelerini ve enerji akışlarını etkileyebilir.

Zu San Li noktasını aktive etmek yenilenme ve iyileşme etkisi yaratabilir, yaşlanmayı önleyebilir. Çin’de bu nokta “uzun ömür noktası” olarak bilinirken, Japonya’da “yüz hastalığın noktası” olarak adlandırılır.
Zu San Li Noktasını Nasıl Bulacaksınız?
Vücudumuzda Zu San Li noktası diz kapağının biraz altındadır. Bu noktayı doğru tespit edebilmek için elinizi parmaklarınız aşağıya gelecek şekilde aynı dizinizin üstüne yerleştirin. Avuç içiniz dizinizi kaplasın.
Örneğin sağ eliniz sağ dizinizin üstünde olsun. Zu San Li küçük tırnağınız ile yüzük parmağınızın tırnağı arasındaki noktadır. Eğer bu şekilde doğru noktayı bulamıyorsanız yere oturup dizlerinizi kendinize çekin. Ayaklarınız hala yerde olsun. Dizinizin altında daha yüksek bir alan fark edeceksiniz, parmağınızı onun üzerine koyup hafifçe bastırın. İşte bu nokta Zu San Li noktasıdır.

Japonlar Neden Bu Bölgeye “Yüz Hastalığın Noktası” derler?

Zu San Li noktası bedenimizin alt yarısındaki organların çalışmasını kontrol eder. Adrenal bezleri, böbrekler, cinsel organlar, sindirim kanalının uygun bir şekilde çalışmasından sorumlu bölümlerin içinden geçen omuriliğin fonksiyonlarını yönetir. Zu San Li noktasına masaj yaparak insan sağlığının koruyucusu rolünü üstlenen en güçlü salgı bezleri olan adrenal bezlerinizin (böbrek üstü bezleri) aktivitesini artırmış olacaksınız.

Bu bezler kandaki hidrokortizon, adrenalin ve diğer önemli hormonları salgılarlar. “Uzun ömür noktası”na her gün düzenli masaj yaparsanız bedeninizdeki adrenal bezlerinin fonksiyonlarını şu şekilde normalize etmiş olursunuz:
Kan basıncının dengelenmesi
2. İnsülin, glikoz seviyelerinin dengelenmesi
3. Vücuttaki inflamasyonun azaltılması
4. Bağışıklık sisteminin düzenlenmesi

Zu San Li noktasına masaj yapmanın diğer faydaları:
Sağlıklı sindirim sistemi
Bağırsak ve sindirim sorunlarının giderilmesi
Felç sonuçlarının tedavisi
Özgüven kazanılması
Stres ve tansiyonun üstesinden gelinmesi
İçsel denge
Bu noktaya masaj yapmanın cinsel güçsüzlüğe, hıçkırığa, kabızlığa, gastrite ve idrar kaçırmaya da iyi geldiği düşünülüyor. Hatta bağışıklık sistemini güçlendiren bu masajın daha fit ve sağlıklı bir bedene sahip olmayı da sağladığına inanılıyor.

Zu San Li noktasına ne zaman masaj yapmalısınız?
Bu masaj sabah saatlerinde, öğle yemeğinden önce yapıldığında daha etkilidir. Her diz için saat yönünde dairesel hareketlerle (parmağınızı yavaşça bastırarak ve bastırdığınız noktada bir süre kalarak) yaklaşık 10 dakika kadar yapılmalıdır. Başlamadan önce sakin nefesler alıp vererek ve hislerinize konsantre olarak kendinizi sakinleştirin. Masajı oturur pozisyonda yapın.

Mümkün olduğunca masaja konsantre olun ve şifa sürecinin başlamasına izin verin. Bu masajın uyarıcı bir etkisi vardır.
Akşamları Zu San Li noktasına saat yönünün tersine masaj yapanların haftada 400-500 gr kilo verdikleri de söyleniyor.
Siz yine de uyarıcı etkisizliğinden dolayı uykunuzu kaçırmaması için yatağa gitmeden önce bu masajı yapmamaya dikkat edin. Yeni Ay zamanı masajın etkisinin arttığı da akupresur uzmanlarının iddialarından biri.
Zu San Li noktasına masajı Yeni Ay’dan 8 gün önce her sabah yapmaya başlarsanız yaşlanma sürecini yavaşlatması, bağışıklık sistemini güçlendirmesi ve yukarıda saydığımız faydaları sağlaması söz konusu.
Öğle yemeğinden önce bu noktaya yapacağınız masaj hafızanızı, kardiyovasküler ve sindirim sisteminizi de güçlendirebilir.
Öğleden sonra ise stres, baş ağrısı, huzursuzluk, uykusuzluk için bu masajı yapabilirsiniz.

Not: Saat yönünü ayarlarken masaj yapan siz olduğunuz için kendi açınızdan olmasına dikkat ediniz.

(ALINTI)

Kopyala yapıştır akıllar…

Kimse mutlu değil, bereket yok, para yok, sevgi yok, saygı yok, dost yok, arkadaş yok, iş yok, ekonomi çökmüş, ahlak bitmiş mutsuz bir ülkedeyiz işte…

Peki neden? Çocukluğum tüp, yağ kuyruklarında geçti, ihtilal zamanını da gördüm ama hiçbir zaman bu dönem ki kadar gelecekten ve çocuklarımın geleceğinden umutsuz olmadım. Evet geçmişte ambargo uyguladılar ama bizler kuyruğa girdik kendi şekerimizi, çayımızı, sütümüzü, etimizi aldık. Şimdi ambargo koysalar sofrana tuz, ayağına çorap alamaz, taksiye, gemiye, uçağa binemez, o cebinizdeki milyonluk telefonla konuşamazsınız. Bu ülkede yıllarca olmayan bir Kürt sorunu varmış gibi gösterilip Kürt mağdur ezilen edebiyatı yapıldı. Şimdi de aynı mağdur edebiyatı din istismarı ile yapılıyor. Kimin dini vecibeleri yerine getirmesi veya dinini gerçek anlamda yaşaması engellendi ki şimdiye kadar, saçma sapan, asılsız iddialarla ortalık bulandırmaktan başka bir şey değil. Herkes şiddete o kadar meyilli oldu ki, şimdiye kadar bildiğim ve gördüğüm, Müslümanlar birbirleriyle hoşgörü ve saygı içinde yaşardı ama şimdilerde iyice kutuplaştık. Kimsenin kimseye saygısı yok, kimse yarın ne olacağını bilmiyor. Hükumet hakkında azıcık bir eleştiri yapsan, sanki adamın namusuna laf edilmiş gibi savunuyor ve sana kaşar deme terbiyesizliğini gösterebiliyor, sanırsın bizi tanıyor da kişiselliğimize çemkirebiliyor. Muhalefet tarafına eleştiri yapsan onlar da vay yobazsın, geri kafalısın diyor. Ne oldu bizim gönlü güzel, kendi güzel, vicdanı güzel insanlarımıza…

Bu yeni oluşan takım meramını iki düzgün kelime ile anlatamıyor nedense. Saldırı, küfür insana en dip muammeleyi reva görüyorlar hep. Ama sorsanız Yaradandan ötürü yaratılanı da severler, Elhamdülillah Müslümandır bunlar ama onlara göre karşı görüşünde olanlar değillerdir. Nedense dillerinde pespaye ucuz laflar hep vardır, hep aynı metodu kullanırlar, çirkeflik yap, binbir pis ağızla linç etme, susturma kalkışmaları kullan. Yaptığınız, savunduğunuz, konuştuğunuz vurucu timden öte gidemeyen bir gaflet. Kadına, çocuğa utanmadan hakaret edenler sizden düzgün, edepli ve anlaşılır bir şekilde konuşmanızı beklemiyoruz zaten. Çünkü bu yetenek insana yakışır, yani; insanlar konuşa konuşa anlaşır.

Kullanılan kelimeler sadece küfür ile üste çıkma çabası. Kininiz de boğulun. Gerçi sizler de haklısınız? Biten PKK’yı hortlatıp, İŞİD’e maceracı dedikten sonra, Fetö’nün yanında iken bugün idamını istemek, bebek, çocuk, kadın, erkek, hayvan, cisim tecavüzünü savunmak adamda akıl fikir bırakmaz. En kolayı başkasına sallamaktır siz ağzı bozukların yaptığı gibi. Herkes kendine yakışanı yapar, kalp temiz olunca dilden güzel sözler çıkar. Ergenekon kumpas dediler, Fetö kötülük yapacak dediler kimse kulak asmadı, zamanla yaşayıp hepsini gördük. Hırsızlık, yolsuzluk, taciz, tecavüz vs. hepsi had safhada ama suçlu yok. Nasıl bir toplum olduk? Nereye gidiyoruz?

Mutlu olanlar bir şekilde hükumete sırtını dayamış ve nemalanan grup, diğer tarafta yurtdışında yaşayıp Avrupalılara sallayan ama memleketine dönmek istemeyen uzaktan silahşörlük yapan sahte vatanseverler. İşte bunlar kendilerini mutlu zannediyorlar. İnsanlar aç olunca önce inancını yer, ilk şiddetli ekonomik krizde bakalım bu topluluk ne yapacak. İMF’YE borç bitti bitiyordu 4 taksit kalmıştı, cari açıktan, iflas eden şirket, inen kepenkten haberi yok. Kendi hallerine bırakmak lazım. Kopyala yapıştır akıllar yakında biz İMF’ye borcu bitirmiştik, AB’ye de havai fişekler atıp girmiştik diye bakar dururlar.

HÜLYA ÇAKICI

Ne Zaman Adam Oluruz!

Aynı yere farklı yollardan gidebilirsiniz ama yolunuza taş duvarlar örenler, yaşam yolunda size dayatılanlarla size zorluklar çıkartırken haksızlığa karşı çıkan birilerinin sesine de kulak verin. Biraz mücadele edip, emek verip doğru yolu bulacağına, daha kolay sanıp dolambaçlı yollara girmeyin. Zor görünen yol bazen doğru yol olabilir ama zoru görünce kolaya kaçar ve kolaya aldanırız. Halbuki kolay yol sandıklarımız en zoru olur bazen. Hayat boyu zikzaklı yollar da dümdüz gidemeyiz mutlaka bir duvara çarparız.

Bu toplumun muhakemesi hastalıklı. Bir insan açık ama dürüst olabilir. Bir insan kapalı ama dürüst olabilir. Bir Müslüman zina etmez, yalan söylemez, hırsızlık yapmaz, beş vakit namazında ve Rabbinden kendisini doğru yola götürmesini ister ama aksini yapıyorsa Müslüman değildir. Yani kişinin aynası yine kişidir, lafa ve nüfus cüzdanındaki din hanesine bakılmaz. Her insan kendisinden sorumludur. Birinin hatasından tüm toplum sorgulanamaz. Bir günde bu hayat tarzını edinmedik, 100 senedir Cumhuriyetin, ondan önce de yıkılmakta olan imparatorluğun tedrisinden geçti. Yıkılan imparatorluğun vatandaşları bir İstiklal harbi verdi. Ciğerlerimize kadar işlemiş yabancı hayranlığı yaşayan bu toplum ancak sömürülür. Türk Milleti titre ve özüne dön…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Devlet hayatında en yüksek medeni icaplara göre ilerlemesini temin edecek yeni müesseseler derken devletin din işleri ile meşgul olmamasını ve dini hislerin, siyasi maksatlar için istismar edilmemesini daima söylemiş ve bu prensibi yeni Türkiye Devletinin başlıca inkılabı adletmiştir. (Afet İNAN)

Ne zaman Adam oluruz, insan olarak kendimize saygı duyduğumuz zaman.
Ne zaman Adam oluruz, cehalet ve yobazlığa pirim vermediğimiz zaman.

Hayatta hiç bir şey sonsuz değildir. Süleyman Demirel zamanında ‘binaleyh biz bu milleti gütmeye geldik’ demişti. Millet alkış kıyamet, tablo değişmiyor oysa çağ değişiyor, nesil değişiyor. Bir millet köle olmayı seçtiyse kimse bir şey yapamaz, mutsuz azınlık bir köşede muhalif ve ideolojisi ile yaşamaya çalışır hepsi bu.

Mustafa Kemal “köylü milletin efendisidir” demiş büyük bir devlet ve fikir adamıydı. Bu millet onu anlamamakta hala ısrarcı ise tarih Türk milletini yıllar sonra kendi kendisini yok eden toplum olarak yazacaktır. Gerçekler tektir sadedir. Yalan ise çoğul, süslü püslü, parlak, gösterişli ve gürültülüdür. O yüzden nankörler anında söyleyecek ve kanacak bir şeyler bulurlar.

Adama sormuşlar, ne iş yaparsın? Adam, ne iş olsa yaparım abi, demiş. Soranın cevabı, o zaman sen hiçbir işten anlamazsın…

HÜLYA ÇAKICI

FİDEL CASTRO, Bir Comandante…

Ben de devrim gerçekleştirdim. Ama Atatürk’ün yaptıklarını yapamazdım. Türkler sağdan sola doğru yazarken Harf Devrimi ile tam tersi yönde yazmaya başladı. Kıyafet Devrimi ve Medeni Kanun’la kadınlara getirilen statü çok önemliydi. Ona ve devrimlerine hayranım. Kendinize başka bir önder aramayın. (Fidel Castro)

Mustafa Kemal Atatürk’ün zekasına hayran olan, zaferlerini gıpta ile anlatan tek liderdi.  Demek ki Atatürkçü olmak için Türk olmaya gerek yokmuş. Atatürkçülüğü bizden daha iyi anlayan bir devrimciydi.

Ulusal bayrağıyla devrim yapmış iki ülkeden birisidir Küba, diğerinde de zaten biz yaşıyoruz.

Küba halkına hiç bir dünya ülkesinin sağlayamadığını sağladı HUZUR. Devlet idare etmenin para ile değil halkını sevmek, halkına hizmet olduğunu bilen nadir liderlerdendi.

Memleketini seviyorsan her şeyi memleketin kalkınması için yapacaksın, eğer memleket kalkınırsa zaten sende kalkınırsın… Cesaretini bütün güzel insanlara bırakıp gitti güzel insan.

Devrim öncesi Küba topraklarının yüzde yetmişi yabancılarındı, Küba’yı kübalılara veren devrimci lider.

İşsizliğin olmadığı Küba’da, her 100-120 aileye bir doktor düşüyor.

Küba’da yaşayan herkes sağlık ve eğitim hizmetlerinden ücretsiz yararlanır.

Küba insancıl dayanışma anlamında Latin Amerika ve 3. dünya ülkelerine binlerce doktor gönderen ve bu ülkelerden 17.000 tıp öğrencisine ülkesinde ücretsiz eğitim veren tek ülkedir.

KÜBA, ABD’de binde 12, Türkiye’de binde 80 olan çocuk ölüm oranlarını binde 6’ya kadar düşürmüş bir ülke.

Küba’da okuma yazma oranı %100 ve dokuzuncu sınıfa kadar zorunludur.

Koruyucu hekimlik dalında çok ileri bir noktada olan Küba’da, ortalama yaşam süresi erkekler de 75, kadınlar da 77’ye kadar yükselmiştir.

Küba’da her aileye, aile büyüklüğüne göre konut tahsis ediliyor. Sokakta yaşayan kimse yok.

Son konuşmasında, yukarı yarımkürenin aşağı yarımküreyi ezmesine küreselleşme dendiğini mimledi.

Biz diğer ülkelere doktor göndeririz, asker değil. (Fidel Castro)

Emperyalizm yüzünden, insanlığın altından
Toprağın nasıl kaydığını anlattı. İnsanlığın teslim olmadığını temsil etti.

Fidel Castro Amerikan emperyalizimini ülkesinden attığı için diktetör olarak dünyaya lanse edildi ama gerçek öyle değildi. Gerçek olan Amerikan köleliğine son vermesiydi.

CIA tarafından Fidel Castro’ya yönelik yüzlerce suikast girişiminde bulunuldu. Ancak tüm suikast girişimleri başarısız oldu! Fidel Castro Küba’yı yarım asır yönetti. Küba’da Başbakan ve Devlet Başkanı olarak görev yaptığı 47 yıl boyunca 638 suikast girişimiyle karşı karşıya kaldı. Fidel Castro, “En çok suikast girişimine maruz kalan kişi” olarak Guinness rekorlar kitabına girdi.

Büyük bir komutan, Latin Amerika’nın Atatürk’ü olan Fidel Castro, halkı için dünyaya rest çeken bir Comandante (komutan). 50 yıl Amerikan ambargosunu yaşayan ama yine de halkını ezdirmeyen ve dünyada iz bırakan lider.

Teslim olmayan lider, halkını ezmiyen başkan, emperyalizmin korkulu rüyası, son büyük devrimci, Küba’nın kurtarıcısı unutulmayacaksın, yürekler de yaktığın ateş sönmeyecek, güzel insanlar güzel atlara binip gittiler, toprağın bol olsun, ışıklar içinde uyu…

HÜLYA ÇAKICI

HER ŞEY KENDİMİZ DE BAŞLAR VE KENDİMİZ DE SON BULUR

Bir gece kapını çalarsa yalnızlık, açma bırak dışarıda kalsın.
Hayatı öyle mutlu yaşa ki, kapıdaki yalnızlık yalnızlığından utansın.
Unutulduğunu sansa da bile insan.
Her önemli günde akla ilk yürekten sevilenler gelir.

Gece sessizliğim benim.
Ay doğar, gözlerin aklıma düşünce.
Rüzgarlar aralar penceremi.
Perdelerim uçuşur, göklere savrulur.
Bir türkü dolanır, kalbimin kenarında.

Sonra güneş doğar penceremden içeriye.
Tekrar gece gelir.

Ve nihayet yaşam biter, ölüm gelir.
Yarasaya gel, kartala git dersen.
Ruhu efkar basar, stres hoş geldim der.
Aşkı başka bir dudaktan duyarsan.

Kalbe nefes gelir, hoş gelir.
Bana ilaçları sordular..
ANLAT DEDİLER… Sorun bakalım dedim.
Gelecek için? Sabır dedim.
Düşmanlık için? Barış dedim.
Nefret için? Sevgi dedim.
Cahillik için? İlim ve bilim dedim.
Başarısızlık için? Korkmamak dedim.
Fakirlik için? Çalışmak ve aklını kullanmak dedim.
Kötülük için? İyilik dedim.
Zayıflık için? İnanç dedim.
Ağrılar için? Doktor dedim.
Yorgunluk için? Çok aptal bir soru oldu. UYU tabii dedim.
Aptallık için? Araştırmak dedim.
Tembellik için? (Dayak) SİLKELENMEK dedim.
Nefretin ilacı? Görmemezliğe gelmek, gerekirse karşılık vermek dedim.
Neden dedi? Kimse kimseden üstün değildir, haddini bildirmek için dedim.
İman niye edilir? Kendin için, iç huzurun için dedim.
Ve ekledim.
HER ŞEY KENDİMİZ DE BAŞLAR VE KENDİMİZ DE SON BULUR.
HÜLYA ÇAKICI