Muhteşem Türk ATATÜRK

Dünyanın lider olarak kabul ettiği, söylediği her sözün arkasında duran, sonradan hata yaptık, özür dilerim demeyen, savaşmayı topraklarına giren düşmanları temizlemek için yapan ve bizzat ön safhalar da yer alan, yaptığı devrimlerle bir ulusu aydınlığa çıkaran, asla yeri doldurulamayacak, kalplerden çıkmayacak ulu önderimiz. Bir ülke için yapılacak her türlü devrim ve inkılabı yapmıştır. Gerisinden gelenlere yapılanlara sahip çıkmak kalmıştır. Bunu başarmak da en büyük erdemdir.

Cumhuriyet’in 15. yılı 29 Ekim de coşkulu törenlerle kutlanmaktadır. Ancak ATATÜRK’ün sağlık durumu ciddi bir hal almış, yardım da alsa çok güç hareket edebilir duruma gelmişti. Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri törenlerden dönerken boğaz vapurunu Dolmabahçe önüne getirmişler “İstiklâl Marşı ve Gençlik Marşı’nı söyleyerek” onu selamlamaktadırlar. Dışarda coşkulu ve içten büyük bir sevgi gösterisi vardır. Ses tonuna yansıyan bir hüzünle yanındakilere şöyle der: “Bugünü halkımla, halkımın içinde kutlamak isterdim. Beni Cumhuriyet Bayramında halkımdan uzak tutan bu hastalığa lanet ediyorum. Bana gelecek bayramlardan söz etmeyin. Hatta gelecek aydan da söz etmeyin. Ekim ayını çıkarabilirsem bile Kasımı çıkarabileceğimi hiç sanmıyorum.” Yüzü her zamankinden daha solgun, elleri balmumu rengini almıştır. Gözlerinin çevresi mor halkalarla çevrili birer kuyu gibidir. Gençlerin coşkusu giderek artmış, gösterileriyle yer ve göğü inleterek onu görmek istemektedirler. Dr. Neşet Ömer ve Zeki Bozok’a, “Duyuyor musunuz bunlar bizim gençlerimiz. Cumhuriyeti emanet ettiğimiz gençlerimiz. Ne gür sesleri var. Öyle bir nesil yetişiyor ki, bu neslin heyecanı, yurt ve bayrak aşkı köreltilmeyecek olursa, dünyanın en mutlu ülkesi biliniz ki, Türkiye olacaktır. Gençliği köreltmek isteyenler çıkacaktır. Tarihe bakınız, gençleri körelterek ulusların mutluluğuna, esenliğine gölge düşürecek bedbahların çıktığını görürsünüz” der ve gençleri görmek, onlara el sallamak için hazırlanmasını ister.
Doktor “fakat paşam” dediğinde sözünü keser, “nedir fakat?” diyerek sert tepki gösterir. Gerisini odada bulunan Sabiha Gökçen şöyle anlatır: “Binbir güçlükle elbisesini giydirdiler. Ben de yardım etmeye çalıştım. Çektiği acıyı anlatmaya imkan yok. Yüzü çektiği acıdan morarıyor, ter damlaları halının üzerine sanki yağmur gibi iniyordu. Pencerenin önüne bir koltuk getirildi ve ATATÜRK koltuğa oturtuldu. İşte o zaman dışarda esas kıyamet koptu. Onu gören gençler çılgınca alkışlıyor, ellerindeki bayrakları sallıyordu. Görülecek bir manzaraydı. Gençleri buradan eliyle selamladı. Gözleri yaşarmıştı. ‘Bu bayramlar ve yarınlar sizindir güle güle’ dedi ve yatağına geri götürülmesini istedi. ‘Yoruldum, çok çabuk yoruluyorum. Beni lütfen yatırınız, onları görebildiğim için çok mutluyum’ diyerek uzandı…”
(ALINTI / Çankaya” F.Rıfkı Atay, İst.-1980)

Vatanı düşmanlardan kurtarıp bize teslim etmiş, ülkeyi o zaman ki koşullar da olabildiğince üst seviyeye ulaştırmak için canını ortaya koymuş, eğitimi, ufku, kültürü, zekası, ahlakıyla tüm dünyanın bugün dahi saygı duyduğu gerçek bir vatansever, başkomutan, gazi, mareşal olmuş, üstün şahsiyettir Mustafa Kemal Atatürk. Halktan kopuk, Osmanlı ailesinin saltanat saraylarında değil, her yöre de, her mecra da halkla yaşamıştır. Şimdi özgürsek, Demokrasi ve Cumhuriyet ile yönetilerek bugünlere kimsenin sömürüsü altında olmadan gelebildiysek Atatürk’ün ve Şehitlerimizin sayesindedir.

Varoluşunu yadsımak, yok oluşu unutmak içindir. Bizler genel de anlatılanı değil, anlamak istediğimizi anlarız. Çoğu zaman onu da anlamayız, anlasak bile yanlış anlarız. Bakış açısı insanın aynasıdır. En güçlü ideolojileri bile bir yandan ayakta tutan, bir yandan yok eden yine bakış açılarıdır. Gerçek biz görmek istediğimiz biçimde şekillenir. Bakış açısı kişilerin niyetine paralel ilerler, inanmak istediğin neyse o yönde şekillenir, istediğin kadarını algılar ve seçtiğin kadarını yaşarsın.

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyette alnımız temiz, başımız dik, vicdanımız hür, kalbimiz vatan sevgisiyle dolu ve gururluyuz. Türkiye’nin yönetim şekli Cumhuriyettir, demokrasidir. Kimsenin kölesi olmadan halkın kendi kendisini yönetebilmesidir. Hepimizin Cumhuriyet Bayramı Kutlu, Ülke olarak aydınlık yarınlar bizimle olsun.

HÜLYA ÇAKICI

Reklamlar

Efendiler, Yarın Cumhuriyeti İlan Edeceğiz.

Efendiler, Yarın Cumhuriyeti İlan Edeceğiz. (28 Ekim 1923)
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Uygar, özgür ve medeni bir şekilde yaşansın, halk söz sahibi olsun, kadın erkek eşitliği olsun diye Cumhuriyet kuruldu ama cahil kesimler bunun farkında olmayıp saltanatı geri istiyor. İki gözü olup görmeyen, görüp de işine gelmeyen, iki kulağı olup duymayan, duyup da aldırmayan, aklı olup sağlıklı düşünemeyenler; unutulmasın ki karanlık yoldan çıkış olmaz, mutlaka tökezlersiniz.

Doğruya doğrulara karşı kendini kapatmış bir toplum da yalan tek geçerli ortak dildir maalesef ki. Bugün toplum böyle artık. İkiyüzlü, herhangi bir etnik değeri olmayan, sadece görüntüyü kurtarayım derdinde bir yığına dönüşüyoruz hızla. Bir kesim tarafından sürekli hakarete uğraması, ilkelerinin yıkılmaya çalışılması ve bu yıkıma öncülük edenlerin Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyette Seçme ve Seçilme hakkı ile geldiğini düşünmek ve Ortadoğu ülkesi olmayı istemek gibi anlaşılamaz bir zihniyet oluşmuş durumda. Kocaman Osmanlıyı yıkan zihniyet bügünlerde yeniden ortada. Ve ben güzel ülkemde şu an işsizlik, sapıklık, yüzsüzlük, açlık, acı, gözyaşı, mutsuzluk görüyorum. Hayır bunların hiçbiri yok diyebilir miyiz?

İstiyorsan hakka varmayı, meslek edin gönül almayı, bırak saraylar da mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin. (Hz. Mevlana)

Osmanlı yıkılırken bile padişah saray yaptırıyordu. Devletin büyüklüğünü saraylar göstermez, devletin büyüklüğü saraylarla ölçülmez ve temsil edilmez, saraylarla temsil edilen sadece egodur, kibirdir. Ülkenin büyüklüğü ve gururu Milletler Cemiyetinde konuşma yapacağın zaman salondaki ülke temsilcilerinin seni ayakta karşılaması, elini sıkmak için kuyruğa girmesidir. Bu da bilgiyle, ekonomik ve teknolojik güçle, saygınlıkla olur, tahtta oturmakla olmaz. Dünyanın bir çok ülkesinde heykeli dikilen tek devlet adamı Atatürk’tür ve hala bir çok ülke ona saygı duyuyor. Ülke yönetmek kadın günlerinde paralarıyla, servetleriyle, evleri, arabalarıyla hava atanlar gibi davranmak değildir. Lider olmak sadece konuşmak değil, giyinişiyle, yürüyüşüyle, yemek yiyişiyle, masa da oturuşuyla bir topluma örnek olabilmektir. Asalet doğuştan olur sonradan olmaz, Atatürk, Türk Milleti ve Dünya Milletleri için bir örnek liderdir. Sadece bu ülkenin değil, tüm dünyanın hayranlık duyduğu tek insandır. Onun ve şehitlerimizin hakkı asla ödenemez. Atatürk’ün ve tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun.

Aydın olmayanlar, ileriye bakamayan baksa da göremeyenler Atatürk’ü ve yaptıklarını anlayamazlar. O ve insanımız hiç yoktan tekrar özgür bir ülke yarattılar. Şimdi insanlar nankörleşti, değer yargıları değişti, değer bilmez oldular. Ülkemizde isimlerimizin yabancı olmaması sayelerindedir. Hepsinin de yediğimiz ekmekte, içtiğimiz suda hakları var. Giderken kendisi gibi milyonlarca düşünen Türk genci bıraktı yarınlara. Okuyalım, düşünelim, doğruyu konuşalım ve uğruna canlar sönen vatanı artık hak ettiği yerlere taşıyalım. Bütün Türk Milletinin 29 ekim Cumhuriyet Bayramını kutluyorum. Nice barış içinde bayramlara.

HÜLYA ÇAKICI

HANGİ DİL VE NİÇİN?

Bir Cezayirliye sorsanız muhtemelen size dünya dilinin Fransızca olduğunu söyleyecektir. Eski sovyet ülkelerinde de dünya dilinin Rusça olduğunu iddia edebilirler. Yabancı dil bilmek elbette gerekir bunda hemfikiriz. Ama hangi yabancı dilin sizin işinize yarayacağı da sizin mesleğinizle ilgilidir. Avukat, ingilizce öğrenmenin gerekli olduğunu savunur ama bu durum bir elektronik mühendisi için, nükleer enerji mühendisi için yada makine mühendisi için aynı değildir. Edebiyatçı veya tarihçi için de olmazsa olmaz yabancı dilin İngilizce olduğunu sanmıyorum.

İngilizce bir dünya dili. Amerikan emparyalizmi olarak yaftalamak kolaylık. Örnek vermek gerekirse tüm dünya da uluslararası sözleşmeler ingilizce olarak düzenleniyor, dolayısıyla hukuki ingilizceye hakim olmayan bir avukatın uluslararası düzeye gelmesi imkansız. Tercih bir kasaba da kalıp tarla sınır ihalelerine dava dilekçesi yazmaksa bu da bir ihtiyaçtır ama toplumun genelinin rüyasındaki iş değildir.

Bu ülke de yıllardır insanlar Arapça öğrenir ama ne konuşabilir, ne de okuduğunu anlar. İngilizce de aynı şekilde. Sınavlarda ingilizce soruları çözen ama konuşamayan, duyduğunu anlayamayamayan insanlardan ibarettir bizim dil eğitim sistemimiz.

Çocukların beyin gelişiminin en aktif olduğu dönem 0-6 yaş arasıdır. Bu dönem içinde çocuklar birden fazla dili ana dili gibi öğrenebilirler. Maalesef ülkemiz de anaokuluna bilinçli bir önem verilmiyor, daha doğrusu çocuklara birey gözüyle bakılmıyor. Eğitim sisteminde baştan sona yanlışlarla ilerliyoruz. İyi eğitim verilmesi, ilgili olmak önemli olan, umarım bundan sonra eğitim sistemimizin başında konusunda uzman kişiler olur ve kendini değerli hisseden mutlu çocuklar yetişir geleceğe…

Velilerin çocuklarını gönderdikleri özel okullarla birbirlerine hava attıkları bir toplumuz. Bu insanların büyük bir kısmı ne öğretildiğinden habersiz, gösteriş için çocuklarını bu okullara gönderiyorlar. Çocuklar ingilizce öğreniyor ama ne hikmetse bilim, fen, tarih, matematik öğrenmiyor. Ülkenin genç beyinlere, genç duygulara, genç politikacılara ihtiyacı var. Okuyun çağdaş gençlik!

HÜLYA ÇAKICI

Osteoporoz

Erkekler de ve kadınlar da osteoporoz belirtileri nelerdir? Osteoporoz tedavisi nasıldır? Konunun uzmanlarından osteoporoz…
Kemiklerin sessiz hırsızı olarak tanımlanan osteoporoz 50 yaş üzeri her 3 kadından ve her 5 erkekten birinde görülüyor. Sağlıksız beslenme ve yetersiz fiziksel aktivite nedeniyle görülme sıklığı giderek artan kemik erimesi, kişilerin yaşam kalitelerini ve hatta sağ kalım sürelerini azaltıyor. Yaşam tarzında yapılan küçük değişikliklerle kemik erimesinden korunmak mümkün olabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uz. Dr. Gülseren Kayalar, “20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü” öncesinde kemik erimesi ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Osteoporoz nedir?

En sık görülen metabolik kemik hastalığı olan osteoporoz, kemik yoğunluğunun ve kalitesinin azaldığı bir hastalıktır. Bu hastalıkta kemik kütlesindeki azalma nedeniyle kemik daha kırılgan bir hale gelmekte ve kırıkların oluşma riski artmaktadır. Kemik erimesi genellikle omurga, kalça ve el bileğinde kırıklara neden olmaktadır. Bununla birlikte diğer kemiklerde de kırıklar görülebilir. Kemik erimesine bağlı kırıkların görülme sıklığı kadın ve erkeklerde özellikle omurga ve kalça bölgesinde ilerleyen yaşla birlikte daha da artmaktadır.

Kemik erimesi sessiz ve ilerleyici bir hastalık olduğundan ilk osteoporotik kırık ortaya çıkana kadar belirti vermeyebilir. Omurgada oluşan kırıklar sırtta şiddetli ağrıya, kamburluğa ve boy kısalmasına yol açabilmektedir. Fonksiyonel bağımlılık yaratması nedeniyle yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kalça kırıkları, genellikle cerrahi müdahale gerektirmektedir. Kemik erimesi erken teşhis sayesinde büyük oranda tedavi edilebilen bir hastalıktır. Yaşam tarzı değişiklikleri ve uygun ilaç tedavisiyle kemik kaybı yavaşlatılabilmekte ve birçok kırık önlenebilmektedir.

Osteoporoz çocuklukta başlar!

Osteoporozu önlemenin yolları nelerdir?

Kemik erimesi tedavisinde en önemli yöntem beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerinin yapılmasıdır.Günlük 800-1200 mg kalsiyum alınmalı güneş ışığı ve diyetle yeterli D vitamini alımı sağlanmalıdır. Her gün en az 30 dakika boyunca düzenli fiziksel aktiviteler yapılmalıdır. Sigaradan ve aşırı alkol tüketiminden uzak durulmalıdır. Bu önlemlerle birlikte doktorun önerdiği ilaç tedavisine devam edilmesi kemik erimesini yavaşlatacaktır. Bunların yanı sıra kemik erimesini tetikleyen en önemli faktörlerden biri olan düşmelerin önlenmesi için de bir takım önlemler alınması gerekmektedir. Düşmeleri azaltmak için denge, kas güçlendirme ve postür egzersizleri düzenli olarak yapılmalıdır. İleri yaşlarda baston, yürüteç gibi yardımcı eşyalar kullanılmalıdır. Ev ve iş yerlerinde ayağa takılacak kablo ve kordonlar bulunmamalı ve zemin kaymayan bir materyal ile kaplanmalıdır. Merdiven, duş, küvet ve klozet kenarlarına tutamaklar yerleştirilmelidir.

Kemik erimesiyle mücadele etmenin ilk basamağı, risk faktörlerinin bilinmesidir. Kişiler risk altında olduklarını bilirlerse kemik erimesini yavaşlatmak ve önlemek mümkün olabilmektedir. Kemik erimesini tetikleyen en önemli risk faktörleri; ileri yaş, cinsiyet (kadınlarda daha sık görülüyor), aile öyküsü, daha önceki kırıklar, uzun süre kortizon kullanımı, romatoid artrit, alkol, sigara, düşük beden kitle indeksi ve kemik mineral yoğunluğu, yetersiz fiziksel aktivite, düşük kalsiyum alımı ve D vitamini yetmezliği olarak sıralanabilir.

Süt kemikleri güçlendirir mi?

Osteoporozun belirtileri nelerdir?

Aşağıdaki sorulardan bir veya birkaçına “evet” cevabı veren kişiler kemik erimesi açısından risk altındadır. Bu kişiler vakit kaybetmeden uzmana başvurarak, fiziksel muayene, kan-idrar testleri, röntgen ve kemik yoğunluğu ölçümü yaptırmalıdır.

Anne veya babanızda basit bir zorlanma veya hafif bir düşme sonrasında kalça kırığı oldu mu? Sırtında kamburluk gelişti mi?

Kendinizde hafif zorlanma sonucunda kırık oluştu mu?

45 yaşından önce menopoza girdiniz mi? (Kadınlar için)

Son bir yıl içinde boyunuz 3 santimetreden fazla kısaldı mı?

Vücut kütle indeksiniz 19 kg/m2’nin altında mı?

Üç aydan daha uzun süre kortizon içeren ilaç kullandınız mı?

Romatoid artrit hastalığınız var mı?

Günlük süt veya süt ürünleri tüketiminiz yetersiz mi?

Günlük direkt güneş ışığına maruz kalma süreniz 10 dakikadan az mı?

Sigara içiyor musunuz?

(ALINTI / Dr. Gülseren Kayalar)

Fazla tuz kemik erimesini hızlandırır.

Osteoporoz tedavisi nasıldır?

Memorial Şişli Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi Bölümü’nden Prof. Dr. Engin Çakar, osteoporoz hastalığı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Gençlerde de görülüyor

Kemik yoğunluğundaki azalmaya bağlı sinsi bir şekilde ilerleyen osteoporoz, ağrılı kemik kırıkları, şekil bozuklukları, boyda kısalma, sırtta kamburlaşma, bel ve sırt ağrıları ile kendisini gösteren sinsi bir hastalıktır. Kadınlarda menopoz sonrası erkeklerde ise 65 yaş ve üzerinde ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalar kemik erimesinin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde arttığını göstermektedir. Yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan fizyolojik bir hastalık olan osteoporoz; genetik nedenlerle genç yaştaki kişilerde de görülebilmektedir.

Kadınlar erkeklerden 10 kat daha fazla risk altında

Osteoporoz riskinden korunmak için alınacak önlemlerin başında kemik kütlesinin artırılması gelmektedir. Doğumdan sonra 35 yaşına kadar sürekli artarak en yüksek seviyesine çıkan kemik ağırlığı, bu yaştan sonra yoğunluk ve kütlesel olarak azalmaya başlamaktadır. Bu nedenle 35 yaşına kadar alınan önlemler kemik kütlesini artırmada önemli bir fayda sağlamaktadır. Kemik kütlesinin oluşmasında yaş, cinsiyet, aktivite düzeyi ve coğrafi faktörlerin büyük etkisi bulunmaktadır. Erkeklerdeki kemik kütlesi kadınlara oranla daha fazladır. Erkeklerden daha az kemik kütlesine sahip olan kadınlarda menopoz faktörü de tabloya eklendiğinde osteoporoza yakalanma riski 10 kat daha fazla artmaktadır.

Erkekler de osteoporoz taraması;

Gün içinde fiziksel aktivitenizi artırın

Kendiliğinden olan veya kırıkla sonuçlanmayacak bir travmadan kaynaklanan kırıklar

Boyda gençlik dönemine göre 4-6 cm’den fazla kısalma olması

Küçük ve ince iskelet yapısı

Ebeveynlerde kalça kırığı hikayesi olanlar

Sigara ve alkol tüketenler

3 aydan fazla süreli kortizonlu ilaç kullananlar

Yetersiz kalsiyum ve D vitamini eksikliği olanlar

Fiziksel aktivite ve egzersiz yapmayanlar ile uzun süreli yatağa bağımlı olan kişiler kemik erimesi bakımından risk grubundadır ve erken dönemlerden itibaren gerekli önlemler alınmalıdır.

Yılda bir kemik yoğunluğunuzu ölçtürün

Sinsi bir hastalık olan Osteoporoz tedavisinde erken tanı büyük önem taşımaktadır. Risk grubundaki hastaların kemik mineral yoğunluğundaki değişimler 1-2 yılda bir yapılan kontrollerle mutlaka izlenmelidir. Kan ve idrar tahlilleri yaptırılarak kemik yıkımının arttığı veya yapımının azaldığı gösterilebilir. Yapılan kontroller ve alınan önlemlerle doruk kemik yoğunluğu en uygun düzeyde tutularak Osteoporozdan korunmak mümkündür. Ayrıca çocukluktan döneminden itibaren yapılan aktif spor, yeterli derecede alınan D vitamini ve kalsiyum kemik erimesini önlemenin başlıca yollarındandır.

Doktor takibini ihmal etmeyin

Osteoporoz tedavisinde kemik yıkımını azaltan ve kemik yapımını uyaran ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar mutlaka fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı kontrolünde kullanılmalı ve düzenli takip edilmelidir. Meydana gelen kırıklar, normal kırıklar gibi ortopedik yöntemler ile tedavi edilir. Kırık sonrası erken mobilizasyon ve sekel kalmasını önlemek için fizik tedavi ile rehabilitasyon gereklidir.

Menopozda neler olur?

Osteoporozu ve kemik kırıklarını önlemek için 7 öneri

Kemik sağlığı için kalsiyum alımını önemseyin ve yeteri kadar süt ile süt ürünü tüketin.

Sigara ve alkolden uzak durun.

Günlük yaşamda fiziksel aktivitenizi artırın. Asansör yerine merdiven, sık sık araba gezisi yerine yürüyüş tercih edin.

Spora başlamadan önce mutlaka uzman yardımı alın.

Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Yeteri kadar kalsiyum ve protein alımına özen gösterin.

Merdivenler, halılar, kablolar hepsi birer düşme nedeni olabilir. Yaşadığınız ortamda gerekli düzenlemeleri yaparak düşme riskinizi en aza indirin.

Düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin ve doktorunuza danışarak kemik yoğunluğu ölçümünüzü zamanında yaptırın.

(ALINTI / Prof. Dr. Engin Çakar)

Yaşamın keyfini çıkarın çabuk bitiyor…

Yaşlılık diye bir şey yok insan hissettiği yaştadır. İnsanların ömrü Allahın verdiği kadardır ama insan olarak yaşamak ve yaşamamak bizim elimizdedir. Marifet uzun yaşamakta değil iyi yaşamakta, hayat her şeyi ile sana aittir. Yaşlılık sadece bir rakam, yeter ki içimizdeki güzel düşünceler devam etsin. Her ne kadar fiziksel olarak yaşlansakta ruhumuz genç ve sağlıkla kalsın. İmkanlarımız çerçevesinde yaşamdan faydalanıp mutlu olmaya çalışmalıyız. Çünkü insan ancak mutsuzsa gerçekten kendisini yaşlı hissediyor. Her yaşın ayrı bir güzelliği var sağlıklı olduktan sonra içinden geldiği gibi yaşamak en güzeli. Dün için pişmanlık, gelecek için kaygı duyarak yaşamak gereksiz. Önemli olan bugünü layıkıyla huzurlu, mutlu yaşamak hayat çok kısa, ömür dediğimiz şu an aldığımız nefes, bir saniye sonrası ise meçhul.

Yaşanmışlıkları seviyorum. Çünkü onun her harfi tecrübe demek. Yaşanmışlık demek insanların gözüne bakınca ruhunu görmek demek, etrafındaki gereksiz insanlar elenmiş gerçek dostların, sevdiklerin, sevenlerin kalmış demek ve aslında yaşlanan sadece bedendir, ruh daima genç kalır.

Bir gün varsın bir gün yoksun, yaşadığın anın kıymetini bil. Doğumdan ölüme doğru giderken geçen zaman senin sanatının eseridir. Biriktirdiklerin önemli ama en önemlisi kalp kırmadan onurla, vicdanla, aşkla yaşadıklarındır. Ve yaşam ateşini harlı tutmaktır, ateş sönmeye başlarsa gençlik gitti demektir. Çünkü yaşlılık ben yaşlandım deyince başlar. İster 25 yaşında, ister 80 yaşında, hayat kısa insanoğlu, kesildikçe yeşeren otlar gibi yeşeremeyeceksin bir daha. Her yaşın kendine göre bir güzelliği ve her insanın da içinde bir çocuk var. İçindeki çocuğu keşfedebiliyorsan zaten baştan şanslısındır.

Yaşamın keyfini çıkarın çabuk bitiyor. Önemli olan hayatın son anına kadar yaşamdan vazgeçmemek. Herkesin kendine has taşıdığı bir tarzı var ve bunu kaç yaşında olursa olsun devam ettirebilmek güzel olan, çünkü ruhun yaşı yoktur, ruh duruma göre davranış sergiler ve sergilediği davranışa göre de yaşı söylenir.

Yeryüzünde her şey ölümlüdür, bu yüzden de sürekli değişim içindedir. Buna bitkiler, hayvanlar, insanlar akla gelen her şey dahildir. Zaman her şeyi yıkıma uğratır bundan kaçış yok ama bize bir armağandır da değerini bilelim. Yaş almak değil, ruhumuzun ve gönlümüzün genç kalması, içimizdeki çocuğu yaşatmakdır önemli olan. Ümit biterse gönül yaşlanır. İnsanın her yaşta gayesi olmalı ki, yaşlılık da güzeldir, yaşamakta. İnsanoğlu neyin doğru, neyin yanlış olduğunu yılların verdiği tecrübe ile beraber, yaşantısının özetiyle daha iyi anlar.

Kimin hangi hayat şartlarında yaşadığını bilemeyiz. Kiminin imkanı vardır yaşar, kiminin de kalbi vardır anlar. Nasıl yaşarsan yaşa temiz yaşa. Arkanda tövbe bekleyen günahlar, helallik bekleyen ahlar ve boynu bükük İnsanlar bırakma.

HÜLYA ÇAKICI

Bağışıklık sistemini güçlendirmenin 20 yolu

+ Şekerden kaçınmak

+ Daha az stres yapmak

+ Balık tüketmek

+ Mantar yemek

+ Yoğurt ve Kefir tüketmek

+ Turpgil tüketmek

+ Hareket etmek

+ Düzenli uyku

+ İdeal kilo

+ Güçlü ilişkiler

+ Avokado tüketmek

+ Zencefil tüketmek

+ Meditasyon ve rahatlama tekniklerinden faydalanmak

+ Gülümsemek

+ Yulaf tüketmek

+ Sarımsak tüketmek

+ Beta glukan

+ C vitamini

+ Antioksidanlar

+ Çinko

HAYAT ARKADAŞI!

Kadın 32 yaşında güzel bir bayandı ve eşi oldukça yakışıklı bir deniz subayı idi. Bundan bir kaç ay önce yanlış bir teşhis sonucu gerçekleştirilen ameliyatla gözlerini kaybetmişti genç kadın ve asla göremeyecekti. Kocası ameliyattan sonra acı gerçeği öğrenince yıkılmış ve kendi kendine bir söz vermişti.
Günler geçiyordu. Kadın her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdiği kocasına yük olduğunu düşünüyordu. Eşinin bu içine kapanık, karamsar hali kocayı çok üzüyordu. Birden aklına eşinin eski işi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasıl söyleyecekti, çünkü artık çok kırılgan ve neşesizdi. Bütün cesaretini toplayarak akşam karısına konuyu açtı. Karısı dehşetle gözlerini açtı:
– Ben bunu nasıl yaparım ben körüm, diye bağırdı.
Kocası ona destek olacağını, her sabah kendisinin işe bırakacağını ve akşamları da iş çıkışında alacağını ve ona çok güvendiğini söyledi. Çünkü eşini tanıyordu ve bunu başarabileceğini biliyordu. Kadın büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü eşini çok seviyordu ve onu kırmak istemiyordu.
Her sabah eşini işine bırakıyor ve akşamları da alıyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi, karısı eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocası daha fazlasını istiyordu, kendisine söz vermişti sonuna kadar gidecekti. Akşam karısına:
– Artık işe kendin gidip gelmelisin, dedi.
Kadın şaşırmıştı. Bunu asla yapamayacağını söyledi. Kocası ısrar edince onu yine kıramadı ve bütün cesaretini topladı. Bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu.
Sabahları kadın artık otobüs durağına kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek işine gidebiliyordu. Günler günleri kovaladı, hiç bir problem yoktu.
Yine bir gün otobüse binerken şoför: Sizi kıskanıyorum, hanımefendi dedi.
Kadın kendisine söylenip söylenmediğini anlayamadan, “Neden?” diye sordu.
Şoför: Çünkü her sabah sizin arkanızdan bir deniz subayı genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakıyor, otobüsten indikten sonra yeşil ışıkta yolun karşısına geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanızdan öpücük yollayıp size her gün sevgiyle el sallıyor, dedi.
(ALINTI)

İnsanın yanında büyük sözler söyleyenler değil yürekten sevenler kalır. Gerçek anlamda sevebilmenin güvenden geçtiğini anlar insan güveni ve güvenileceğini keşfetdiğinde. Sevdiğine güvenir, güvendiğini sever insan ve zamanla anlar güvenmenin sevmekten daha değerli olduğunu. İhtiyacımız olan şey sahte olmadan gülen bir yüz, yalanı olmadan seven bir kalp. Yanımızda olmasını istediklerimiz baş ucumuzdadır zaten, gerisi teferrüattır.

Seviyorsan sahiplenecek, değer verecek, kıymet bilecek, huzur verecek, önemseyeceksin, en önemlisi ezmeyecek, ezdirmeyeceksin. Yapılan seçimler bizi biz yapar. Güveneceğin insanı da, üzüleceğin insanı da biz belirleriz. Hayatında görmek istediklerini hayatına buyur edecek, istemediklerini uğurlayacaksın. Hak edeni aşk bilecek, senin kıymetini bilmeyenin de hakkını teslim ederek sensizliğe yolcu edeceksin. Olur olmadık insanlar için kalp ağrısı çekmeyecek, onları acına ortak etmeyeceksin. Zaman şimdidir, bir başkası için şimdiyi kaçırırsan gelecekte kendinden harcamış olursun. Anı yaşayın bugünü yarına ertelemeyin, öyle değerli ki zaman ama insan kıymetini bir türlü anlayamıyor. Bizi sevecek, yanımızda ve arkamızda duracak bir HAYAT ARKADAŞI bulmamız dileğiyle…

HÜLYA ÇAKICI