Türkiye’nin Kredi Notu

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P’nin ardından Moody’s de Türkiye’nin kredi notunu düşürmüş.

Nasıl yani herkesin cebinde akıllı telefonu vardı, herkesin arabası vardı, zengin değil miyiz biz şimdi? Faiz lobisinde her şey mükemmel değil mi? Yerli arabamız bile yapılıyor? Bu arada kredi kartı borcu olmayan var mı?

Notun düşmesi demek; devletin alacağı kredilerin faizinin yükselmesi demek. Yani yabancı yatırımcılar artık Türkiye’ye yatırım yapmaz demek. Türkiye üretime, sanayileşmeye gereken önemi vermezse, dış devletlere kapıyı kapatıp yabancı sermayeyi de kaçırırsa, zaten zor ayakta duran şirketlere kayyum atarsa, yakındır Osmanlı gibi çöküş yaşamak. Ekonomi daha kötüye giderse vergiler artırılacak. Yani zaten zor durumda olan vatandaşı daha zor günler bekliyor.

En derin karanlıktan sonra ışık gelir. Daha en derin karanlığa ulaşmadık. Çok şirket battı. Piyasa da para dönmüyor, kimse ödeme yapmıyor/yapamıyor. Herkes bir şekilde borçlu. Kredi kartları patladı. Tüketici kredileri ödenmiyor/ödenemiyor. Kredi vadelerini uzatarak kurtaramazlar durumu, çünkü üretim yok tüketim çok. Bugüne yama yapılarak gelindi ama yama yapılacak yer kalmadı artık. İçerdeki ve dışardaki bu gereksiz savaşların elbette bir faturası olacaktı. Savaş politikalarını Türk ekonomisi kaldıramaz/kaldıramadı. İzlenen iç ve dış politikalar komple yanlıştı. Hala uyuyanlar var ve onlar günü kurtaramadıklarında uyanacaklar. Bunlar Devlet ekonomisi yani makro ekonomiyle, evdeki bütçesini yani mikro ekonomiyle karşılaştırıyor. İnşaat yapmayı gelişme olarak gören kişilere ne anlatabilir, neyi tartışabilirsiniz.

Vatandaş ömür boyu taksit uzatmayla uyutuluyor. Bir devleti, bir kurumu, bir aileyi yıkmak istiyorsanız borç verin ve ödeyemeyeceği kadar faiz alın sonra kaçınılmaz yıkımı izleyin. Ülkedeki gençlerin yüzde yirmisi işsiz. İşsizlik yüzde onbir, dünya bankasına olan borç 400 milyar dolar, satacak bir şey kalmadı, fabrika yok, teknoloji yok, 15 milyon kişi açlık sınırının altında. Borçlanma halen sürmekte ve yabancı sermaye artık geri çekilmekte, siyasi istikrarın zayıf olduğu ve bir savaşın içinde olduğumuzu da unutmayalım. İç piyasada inşaat sektörü ve turizm sektörü her an krize yakın olan sektörler iç ve dış savaşta harcamalar bütçeyi azaltıyor. Bu noktaya tarımdan başlayarak yavaş yavaş geldik. İmalat azaldı, sanayimizin durumu belli değil, en son turizmde vurgun yapıldı. Önceden yabancı turist geliyor ve ülkeye para akışı da dışarıdan sağlanıyordu. Yerli turistte ise içerideki para tekrar dönüyor. Yani sağ cebinden alıp, sol cebine koymak gibi bir şey ülke ekonomisi için bu durum. İyice tüketim ülkesi olduk ve bunun bir yerde patlak vermesi de normal.

HÜLYA ÇAKICI

Reklamlar

Aldatıyor mu?

Kimi umduğunu bulamaz, kimi ise çok bulduğu için, kimine sevgi fazla gelir kaldıramaz, böyle bir kısır döngüdür işte bu hayat. Bilinçsizlik, maddi yetersizlik, ilgisizlik, saygı, anlama ve anlaşılma eksikliği vs. her ne olursa olsun insan aldatmamalı, gerekirse ayrılmalı.

Mevlana demiş ki; Seni seveni zehir olsa da yut, seni sevmeyeni bal olsa da unut!

Keşke seni daha önce tanısaydım dediğimiz insanların bile gidişine şahit olduk. Gitmemiz için aldatarak çaba harcayan bir insan için kalmak gereksiz. Yaşadıklarımızdan, yaşattıklarımızdan öğreniyoruz hayatı. Bu süreçte bazı insanlar armağan, bazıları da ders oluyor. Yine siz çare arıyorken bahane aranıyorsa, kurtaracak bir şey kalmamıştır, bırakın gitsin… Önce üzülüyor insan, sonra düşünme zamanı oluşuyor. Düşündükçe daha sağlıklı hatırlıyorsun yaşadıklarını, yaşattıklarını ne kadar basit insanlarla vakit kaybettiğini o zaman anlıyorsun işte. Yanılabiliriz hepimiz. Kimin, ne zaman, nerede, ne yaşayacağı belli olmaz. Yıllarca can ciğer arkadaşın bir bakıyorsun düşmanın, yıllarca bir yastığa baş koyduğun hayat arkadaşın sana ihanet eden bir pislik olmuş, yani kimse kimseyi yeterince tanıyamaz.

Hiçbirimiz elimizdekinin kıymetini bilmiyoruz. Ne uzaksa, ne imkansızsa ona değer verir, kıymet veririz. Kaybetme korkusu yoktur, nasıl olsa avucumun içinde diye yanı başındakini. Bazı şeyleri elde ederken düşünmeyiz, “acaba neleri kaybederim?” diye sonradan fark ederiz ama geç olur. Peki aldatmaktan büyük bir ihanet var mı? Hangi neden aldatma sebebini mazur gösterebilir? Sıkıntısı olan durumu düzeltmek için çabalar düzeltemezse de ayrılır. Alçalmaya gerek var mı? İyi düşünmek ve mutlu olmak için zorlamak gerekir. Ama önce “-mış gibi mi yapıyorum?” ve “ne istiyorum?” diye sorgulamak lazım. Hepimiz zaman zaman yardıma ihtiyaç duyuyoruz. Ama sonuç olarak kendimiziz çözüm bulan da, uygulayan da. Kimseyi değiştirmeye kalkmamak, kimse içinde değişmemek gerekir. Bırakalım hayatımız da olmak isteyen bizimle gelsin. Yeter ki iyi ve dürüst olmalım. Aile, çocuklar, eş, arkadaş vs. ile olan diyaloglar da maddi paylaşımlardan çok manevi değerler öne çıkmalı ama maalesef günümüz de kimseyi mutlu etmek kolay değil bu yüzden fazla fedakarlığa gerek yok.

Aldatmak partnerin eksikliğinden ziyade aldatan partnerin doyumsuz ve bitmez arzularından oluşuyor. Oysaki gerçek anlamda aşk, sevgi olursa insan kendisinden de ödün verir ve karşısındaki insanı üzmez, kırmaz, aldatmaz. Ama alışılmış yersiz konuları söz konusu edip, haklı çıkma yoluna giderek aldatmayı tercih eder zavallı olan taraf. Oysaki sebebi ne olursa olsun sevdiğini, uğruna dünyaları feda edebileceğini söylediği insanı aldatarak kendi sevgisini, düşüncelerini, hayallerini, geleceğini aldatmış oluyor ve sadece kendi egosunu tatmin etmeyi seçiyor.

Kararsızlık insanı en çok yıpratan şeydir. Bir an önce karar verip yol almalı. Doğru kararsa ne mutlu, yanlış kararsa da olsun sonuçta özgür olursun. Yaşamak hatanın kendisidir, ders almak ise tekrar yaşayabilmek içindir.

Hülya Çakıcı

Satan karşıya geçer bile!

Timur’un kurduğu Casus teşkilatı demiryolu çağına kadar yapılmış en iyi casus teşkilatıydı. O kadar titiz ve iyi işliyor ki, örneğin; Timur daha Suriye’yi işgal etmeden 11 sene önce casusları o bölgede yakalanmıştır. (Alıntı-Kazım Paydaş)

Anadolu’ya girmeden önce 1000 kișiye yakın bir casus ordusunu Anadolu’nun her yerine yaymıștır. Askerlikten gelme bir lider olan Timur Han tarihimizin en değerli şahsiyetlerinden birisidir ve gelmiş geçmiş en savaşçı, en zeki hükümdarı olduğu düşünülür. Timur’dan sonra Fatih Sultan Mehmet’e istisna dersek Osmanlı istihbarat işlerini Venediklilere yaptıracak kadar uzaklaşmış bu işlerden. Fatih Sultan Mehmet sonrası Bayezid ile yoğunlaşan Devleti Türklerden Arındırma Harekatı da etkili olmuştur bu konuda.

Türkler’de tek adam devleti en büyük talihsizlikmiş tarih boyunca. Büyük bir imparatorun yeri doldurulamayınca devlet yıkılıyormuş. Türkiye Cumhuriyeti, 10 yılda ne işler yapmış kurtuluş savaşından sonra. 100 yıl gerisinde kaldığı Avrupayı yakalamış ama Atatürk’ün yerini hiç bir şey dolduramamış. Şimdi tam tersi yaşanıyor. Mit delik deşik. Binlerce hain ülke aleyhinde, milyonlarcası Yurttaşlık bilincinden uzak durumda. Sistem aynı şekilde ilerliyor. Casuslar Devletin her köşesine yerleşmiş ve savaşmadan Türkiye cumhuriyetini ele geçirmeye çalışmışlar/çalışıyorlar.

Mustafa Kemal ATATÜRK ne güzel söylemiş; “Halkın ve ülkenin kaderi yabancıların insafına terk edilemez.” En kötü lider bile en iyi niyetli yabancıdan daha fazla ülkesinin geleceğini düşünür.

Akıllılar şahısları eleştirmez fikirleri eleştirir ve aykırı bulduğu bir şey varsa onu söyler. Her devrin bir lideri vardır. Kabul etsek de, etmesek de bugünün lideri Recep Tayyip Erdoğan’dır. Önemli olan eski Türkiye’deki gibi hepimizin elele vererek ayrımcılığa bir son vermemiz ve Atatürk’ün izinden gitmemizdir. Bu topraklar hepimize yeter. Yeter ki artık şehitler olmasın, huzurlu ve güvenli bir Türkiye’de yaşayalım.

Yıllardır politika hiç değişmeden devam ediyor. İnsanlar her devir adam olmak yerine, her devrin adamı olmayı tercih ediyorlar. Bilgisizsen iyi niyetli bile olsan başkalarına zarar verirsin. Bazı insanlardan değişmesini beklemeyin. Yılan sadece derisini değiştirir huyunu asla. Ülkenin bilgelerine düşen görev halkı uykudan bir an evvel uyandırmak olmalı. Refleks gösterme de geç kalınmış bir bilgelik ancak bilgenin menfaati doğrultusunda hüküm verdiğini gösterir.

HÜLYA ÇAKICI

Bilginin bedeli

Fabrikada imalat hattındaki çok önemli olan ana makinelerden biri arızalanınca fabrikadaki tüm üretim de durdu. Mevcut teknisyenler makineyi çalıştırmak için çok uğraştılar, ancak ne yaptılarsa nafile bir türlü başaramadılar.
Sonunda dışarıdan uzman çağırdılar.
Uzman gelip makineyi inceledi. Durumuna baktı. Sonra çantasından bir çekiç çıkardı. Elinde çekiçle makineye yaklaştı. Makinenin belli bir noktasına elindeki çekiçle dikkatlice sert bir vuruş yaptı. Makine hemen çalısmaya basladı ve hiçbir arıza olmamış gibi devam etti. Fabrika tekrar çalısmaya basladı.
Uzman fabrikadan ayrıldıktan iki gün sonra faturasını gönderdi:
“Hizmet bedeli karşılığı 1.000 USD (bin dolar)”
Fabrika müdürü faturaya çok kızdı. Tepesi attı. Bir çekiç darbesi için bin doları çok buldu. Uzmandan ayrıntılı fatura göndermesini istedi.
Uzmandan bir gün sonra asağıdaki detaylı fatura geldi;
“Makineye çekiçle vurma bedeli……………. 1 dolar
Nereye vuracağını bilme bedeli………….. 999 dolar
Toplam…………………………………… 1.000 dolar
(ALINTI)

Bu ne demek her işin bir bileni vardır. Taklit, kendini övmek, övmeyeni de basit görmek vs. karşı tarafın basitliğinden ve cehaletindendir.