REFLEKSOLOJİ

REFLEKSOLOJİ İLE VÜCUT RİTMİNİZİN DÜZENE GİRDİĞİNİ BİLİYOR MUYDUNUZ?

İnsan vücudu beyinden başlayıp el ve ayakuçlarına kadar uzanan sinirlerle çevrilidir. Bu sinirler omurilik, kalp, ciğerler, kaslar yani tüm organların, uzuvların devasa bir iletişim düzeneğini sağlamaktadır. Organizmada meydana gelen bir rahatsızlık söz konusu olduğunda bu devasa sistem harekete geçerek uyarımlar göndererek acil durum harekâtını başlatır beyinde ve beyin direktif merkezi olarak organizmanın olağan ritmini kazanması için savunma sistemini harekete geçirir. Fakat gücünün yetmediği yerde ihtiyaç emrini doğurarak bizlere kendini koru komutasını verir gerek tıbbi gerek bitkisel olarak savunma sistemimize destek sağlarız. Peki, hiç düşündük mü Neden beyin işini yerine getiremiyor var olan sorunun asıl çözümü ondayken neden bize ihtiyaç duyuyor. O deva sistem neyi yanlış yapıyor ya da yanlış varsa asıl sebep ne? Tüm sorun beynin hasar görmüş bölgelerinin tedavi komutlarını algılayamamasında aslında. Tüm sinirleri el ve ayaklarda bittiğini belirtmiştik. Peki biz ilgili organın bittiği yere dokunduğumuzda o organa ulaşmış olmaz mıyız sizce. İşte burada bir kapı açılıyor önümüzde Refleksoloji; kısa tanımıyla el ve ayak masajı olan alternatif tedavi yöntemi, el ve ayaklara yapılan bası yöntemleriyle beyindeki hasarlı bölgeyi uyararak tedavinin kapılarını açar. Sorunun başladığı nokta tedavi edilirse beyin görevini yerine getirir kendi kendini tedavi sürecine başlamış olur ki bu durumu sağlamak da refleksoloji ile mümkündür.

Refleksoloji bu yararı nasıl sağlıyor? Düşününce birkaç dokunuş ne yapıyor da beyin tepki vererek tedavi gerçekleşiyor. Aslında o kadar basit bir döngü ki bu sistem ‘etki ve tepki’ ilişkisinde gizli her şey. Bedenimizdeki sinir lifleri elektrik ile yüklüdür. Dışarıdaki elektrik artı içerideki elektrik ise eksi konumdadır. Sinire dokunulduğunda da artı eksi zıtlığıyla atlama meydana gelir. Artı yüklü elektrik sinir lifine girerken eksi yüklü elektriği lif boyunca iterek elektrik akımını oluşturur. Bunun sonucunda bir kas ya da organ çalışır. Organlarda ya da kaslarda yaşanan bir rahatsızlık durumunda da refleksoloji ile sinirlerin son noktalarına belli bası yöntemiyle dokunularak artı yüklü elektrik sinir içine iletilip elektrik akımı döngüsü harekete geçirilir. İşte bu noktada beynimiz aldığı komutlarla vücut ritmini düzene sokarak kendi kendini tedavi mekanizmasını harekete geçirip tedavi sürecini başlatır.

REFLEKSOLOJİ KİMLERE UYGULANMAZ
Hamileliğin ilk 6 ayında, Ateşlenme durumlarında,Varis,Kanda pıhtılaşma ve kanser gibi durumlarda da uygunlanmaz.
Yukarıda sayılan rahatsızlıklar dışında kişilerin durumları Refleksoloji’ye başlamadan incelenir ve uygun görüldüğünde seanslara başlanır.

REFLEKSOLOJİ’DE SIKÇA SORULAN SORULAR:

1- Refleksoloji ile tedavi süresi ne kadardır?
Refleksoloji’de hiçbir rahatsızlık için belirli bir süre belirlenmemiştir. Kişilerin yada hastaların bünyelerinin fiziksel yada nörolojik durumları birbirlerine göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle seans alacak olan kişilerin en az 4-5 yada 8-10 seans almaları gerekir. Tedavi süreci hastanın o andaki durumuna,yaşına ve psikolojisine göre değişebilir.

Bazı rahatsızlıklar için ortalama tedavi süreci aşağıdaki gibidir:

İlk gelişmeler için: 8-10 seans

Bel-Boyun Fıtığı: 20-25 seans içerisinde çok güzel gelişmeler görülebilir.

Migren: 25-30 seans arası tamamen iyileşebilme yada sık geçiren biri için arada sırada olmaya başladığı gözlenmiştir.

Panik Atak: 20-25 seans sonucunda ilaç bırakımı gözlenmiştir.

Engelli Kişilerde: Cp- Otizm- Mmr gibi problemlerde çok iyi gelişmeler için 20-25 seans alınması gerekir.

Sağlıklı Kişilerde sinir stres yorgunluk ve kronik vücut ağrıları durumlarında ilk seanstan itibaren etkisini göstermeye başlar. Fakat kişinin iş yaşantısı günlük yaşam tarzı sürekli yorucu ve sıkıntılı ortamlarda geçmesi durumlarında belirli aralıklarla seans alınması gerekebilir.

2- Refleksoloji’nin herhangi bir yan etkisi var mıdır?
Bugüne kadar herhangi bir yan etki durumu gözlenmemiştir. Fakat Refleksoloji Eğitimi almayan bilinçsiz kişiler tarafından uygulandığında kötü sonuçlar doğurabilmektedir.

3-Refleksoloji seansı alırken Fizik Tedavi yada ilaç kullanımında değişiklik olur mu?
Refleksoloji Tamamlayıcı ve Destekleyici bir yöntem olduğundan ilaç bıraktırımı yada fizik tedaviyi bırakma gibi birşey söz konusu değildir. Belirli seanslar sonucunda kişideki iyileşimler sonucu doktor kontrolünde ilaç doz düşümü yada bıraktırım gerçekleşebilmektedir. Engelli kişilerin fizik tedavi süreçlerinde ise herhangi bir değişim olmaz.

4- Refleksoloji uygulama sıklığı nasıldır?
En az haftada 1 gün mutlaka seans alınmalıdır. Kişilerin 1 gün içerisinde alabileceği en fazla seans sayısı ise 3’tür. Kişilere göre haftada 2 – 3 olarakta değişebilmektedir.

5- Refleksoloji kimlere uygulanamaz?

– Hamileliğin ilk 6 ayında,

– Ateşlenme durumlarında,

– Varis,Kanda pıhtılaşma ve kanser gibi durumlarda da uygunlanmaz.

DİKKAT DAĞINIKLIĞI ve REFLEKSOLOJİ
“Benim çocuğum neden anlamıyor?”
“Neden aksik yazıyor?”
“Neden düzgün okuyamıyor?”
“Acaba mental bir sorunu mu var?”
“Neden bu kadar hareketli?”
“Çocuğum artık anlar mısın, biraz çaba sarf eder misin lütfen…”
“Aslında zeki fakat beceremiyor.”
“Oturur musun? Yorulmadın mı? Bu kadar enerjiyi nerden buluyorsun?”
Gibi birçok soru cevapsız kalır. Aslında çocuğumuz bizi, öğretmenini ve çevresini anlıyor, algılıyor. Fakat hepimizin karşılaşma olasılığı olan bir durumda biz her zamanki gibi çok zor durum içerisindeyiz diye düşünürüz. Beynimiz de işleyen sistem ve refleksoloji ile bağlantısı hakkında bilgi verirmisiniz?
Beynimize bahşedilen salgı bezlerinden birisi olan talamus (hipotalamus): işte bu görevleri yapmak için yerleştirilmiştir.
Talamus kimi kişide büyük kimi kişide biraz küçüktür. (Küçük olması zeka geriliği olduğunu göstermez.) talamus hafızamızı güçlendirir, unutkanlığımızı giderir, odaklanmamızı sağlar, ayrım yapabilme kapasitemizi artırır.
Refleksoloji uygulamasında, yapılacak tek şey, bu problemleri gidermek adına verilmesi gereken uyarılardır. Bu uyarılar sonucu (yaklaşık 10-20) seans arasında artık çocuğumuzun problemleri, kendi kendimize sorduğumuz sorular cevap bulmuş olur.

REFLEKSOLOJİ YÖNTEMİNDE UYGULAMA ve SÜREÇ NASIL OLMALI ?
Refleksoloji 6 teknik bası şeklinde uygulanır;

1) Sıvazlama

2) Rotasyon (döndürme)

3) Ovma

4) Burgu

5) Tırtıl Yürüyüşü

6) Sabit Bası

Refleksoloji uygulaması, beyin ve vücutta bulunan sinirlerin yoğun olarak ayaklarda bulunması sebebiyle genel olarak ayaklarda gerçekleşir. Refleksoloji seansları kişinin uygun bir zeminde (sedye, koltuk gibi) uzanması ile kendini rahat bırakarak uygulamaya geçilir. Uygulama ayaklara zeytinyağı veya özel bitkisel yağlardan hazırlanmış karışım ile yapılmaktadır. Yağ ayaklara sıvazlama şeklinde sürülerek rotasyon, ovma teknikleri ile devam eder. Rahatsızlığın oluştuğu sinir uçları tespit edilerek, bölgesel uyarılar burgu, sabit bası ve tırtıl yürüyüşü teknikleri ile sinir uçları uyarılmaya başlanır. Uygulama en son sıvazlama tekniği ile sonlandırılır.

Refleksoloji seansları azami 20-40 dakika arası sürmektedir. Refleksoloji uzmanı başparmak ve diğer parmakları ile ayaklara temasıyla uygulamayı gerçekleştirir. Refleksoloji seansı alan kişinin şikayetine göre seans süreçleri belirlenir. Kişinin vücudunun refleksolojiye vermiş olduğu ilk tepkiler 5-6 seans arasında görülmeye başlar. İlk olarak kişinin rahatlaması, dolaşım sistemindeki farklılıklar, uyku düzeni, gevşeme gibi gelişmeler tedavinin ilerleyen aşamalarıdır. Uygulanan düzenli seanslar; olumlu gelişmeler ve sonuçlara ulaşılmasını sağlamaktadır. Kişinin tedaviye tam olarak cevap verme süreci 10-15 seans arasında almış olduğu refleksoloji seansları içinde görülmeye başlamaktadır. Devamlılığında ise belirlenen seans süreçlerinde istenilen sonuçlara ulaşılmaktadır.

SAĞLIKTA REFLEKSOLOJİ
İnsanlar doğar büyür ölür. Bu üçlü döneme göre yaşamsal koşullardan geçen insan vücudu doğduğunda kendini tamamlayarak büyür ve yaşamsal koşullardan etkilenen vücutta eksilmeler yani gerilikler başlar.Yaşlılık yani vücudun olgunlaşması metabolizmayı etkileyerek gözle görülen ve görülmeyen rahatsızlıklar başlamış olur.

Bel_ boyun fıtığı
Kemik erimesi
Kemik eğilmesi
Kaslarda zayıflık ve hareketsizlik
Aşırı kilo
Tansiyon
El ve ayaklarda kasılma
Hafıza kaybı
Görme ve duymada yetersizlik

Bilinen rahatsızlıklar bilinmeyen rahatsızlıkların kapılarını açar ve aşılması kolay olan hastalık yada fizikzel bozukluk gün geçtikce aşılamaz hale gelir.Gözle görülen rahatsızlıklar refleksoloji yani destekleji ve tamamlayıcı tedavi olanında olumlu sonuçlar almıştır.

Reklamlar

Helal olsun sana genç. Gün birlik günüdür!

Bu millet kendisine bir adım gelene koşar. Gün Chp’li, AKP’li, Mhp’li olma günü değil, Vatana, Millete sahip çıkma günüdür. Klip çok güzel olmuş, bunun altında bir art niyet olmadığını, birlik ve beraberlik adına birleştirici olduğunu düşünüyorum. Siyasi görüş olarak ayrılsak bile vatan, millet, bayrak adına birlik içinde olan milletimiz de sen ben yok, TÜRKİYE var. Suriye’yi, ölen çocukları görüp bundan sonra da sorunları, ön yargıları kaldırarak ve anlayarak çözmeliyiz yoksa bizde parçalanır, bölünür ve ölürüz. Başka Türkiye yok. El ele verip birlik olma zamanı. Ortalığa karıştırıp, birlik ve bütünlüğümüzü bozmaya kalkan her kim olursa olsun hep birlikte karşı çıkma zamanı. Bu gemi batarsa hepimiz batarız.

Birbirimizi eleştirsekte ülkemiz söz konusu olunca dünyayı tanımayan Yüce bir Milletiz biz. Bir karış toprağını bile vermeyiz. Her karış toprağında şehitlerimizin kanı var, hakkı var. Türk, Kürt, dindar, Alevi, Sünni, inançlı, inançsız, okumuş, okumamış, o partili, bu partili, namaz kılan, namaz kılmayan, açık saçlı kıyafetli, kapalı saçlı kıyafetli diye ayırmayı, bölmeyi bıraktığımız an önemli bir aşama kaydetmiş olacağız. Biz nesiller boyu hiç bir ırkı sindirmeye çalışmadık. Yunan Yunan kaldı, Kürt Kürt kaldı, Ermeni Ermeni kaldı. Hiç bir topluma kültürlerini unutturmadık, dilini unutturmadık. Çünkü biz kardeşçe eşit yaşamayı istiyoruz. Birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var asırlardır olduğu gibi. Her zaman kenetlenerek birbirimizi ve vatanı korumak bizim asıl görevimizdir.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun her zaman olduğu gibi birlik ve beraberlik içerisinde ülkenin yönetilmesinden yana olduğunu hepimiz biliyoruz aslında. Belki Türkiye için lüks bir siyaset yapıyor. Çünkü ülkemiz insanı yalan, dolan, üçkağıt siyasetine öyle alışmış ki bu şekilde yapılan siyasete tamam işte siyaset budur diye düşünüyor. Burada Sayın Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarına bir nebze de olsa dikkat çekilmiş olundu. Konuşmalarını dinlersek her şeyi daha net olarak görürüz. Önce vatan, bu topraklar bizim başka yerde yaşayamayız. Bu toprakların altı şehit kanları ile dolu. Hangi partiden olduğu önemli değil. Kim bu vatana ihanet eder, kim çıkarları uğruna içerideki veya dışardaki düşmanlarla iş birliğine girer ona bu ülkede yaşamak haram olsun. Klibi yapanın da ellerine sağlık. Vatanseverlerin tam anlamıyla birlik olma zamanıdır şimdi ki zaman. Türk milleti birbirine kenetlendiği sürece hiç bir güç bizleri iç savaşa sürükleyemeyecektir. Bu saldırı Türkiye Cumhuriyetine yapılmış hainlerin bir oyunudur. Doğru yolda gidenin Allah her zaman yardımcısıdır.

HÜLYA ÇAKICI

TARLADAN SAHNEYE

Tarladan kazandığı para ve içindeki sanat aşkı ile Mersin’de bir tiyatro kuran hem de yazıp yöneten Ümmiye Koçak “Yün Bebek” Filmini çekerek New York’ta “En iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü aldı. (ALINTI)

Toplumun biçimlendirdiği ben ve genetik aktarımları alt etmek ve yeniden doğmak bu hayatın en büyük savaşıdır ve çok zordur. İnsan bazen geri de gidebilir, sağa sola da sapabilir. Yükselebilir de ancak kesin kerametin yüksekler de olduğunu kimse söyleyemez, bilemez. Kişi evrimsel sürecini devrimle alt edebilirse sürekli yükselir, yoksa geri veya sabit bir pozisiyonda kalır. Hayat kendisini alt edenindir! Hayat hep kendini alt edendir! Bu iki cümle birbirinden çok farklı ve ben birinciyi tercih ediyorum. Kişi savrulabilir bu kişinin yarım olduğundan mı, yoksa kişilik dinamiklerinin gücünden mi bu bayan çok güzel örneklemiş bunu.

Bizim güzel kadınlarımıza yeter ki fırsat tanınsın, engellenmesinler yapamayacakları hiç bir şey yoktur. Anadolu kadınını bırak kendi haline dünyayı yönetsin. Azmiyle, sabrıyla her şeyi başarır. İşte bu da istedikten sonra her şeyi yapabilirsinin kanıtı. Mücadele etmiş ve hepimize güzel bir örnek olmuş. Böyle değerli insanlara ihtiyacımız var. Aklı fikri kadın erkek ilişkisin de olup kendini örtmeye, gizlemeye çalışan kadınlara değil. İnsan olduğunu unutmayan kadınlara ihtiyacımız var. Gelecek kadınların elinde şekillenir. Erkeği de, kadını da yetiştiren bir kadındır çünkü. İnsanın içinde bir ışık varsa bir gün mutlaka parlarmış. Beynini sadece dedikodularla ve saçmalıklarla doldurmamış. Kimin ne yaptığıyla değil kendisiyle ilgilenmiş. Kısaca iyilikler doğuştan, kötülükler sonradan. Hayat bir tercih. İnsan ya kendiyle yada dışarıdan ölüsüyle yaşar. İçgüdüler ve akıl önce insanın kendisini tanıması içindir.

Türk kadını Türk kadını olmayı Cumhuriyetten önce de biliyordu. Biz otağlarımız da Ana erkil idik, sonrasında işgal edilen vatanımız ve haklarımıza tecavüz eden batılılarla savaşırken savaşçı kadınlardık. Sonrasında Cumhuriyetle seçme ve seçilme hakkı verildi ve her alanda haklarımız var oldu. Şimdi ise biz insan olarak neler yapabiliriz ona bakalım ve sahte kışkırtmaları bırakalım, bırakalım böyle vakit harcamaları icraatların içinde olup vatana, millete faydalı olacak işler yapalım. Tüm dünyadaki terör ve cehalet sorunlarının temelinde eğitimsiz, itilen, kakılan, horlanan, işkence gören kadınlar vardır. Kadın tarla da çalışır, okul da, bağ da, bahçe de, evin de, sokakta çalışır. Kadını yarım bırakan fikirler, düşüncelerdir. Bizler hiç bir milletin hayal bile edemeyeceği bir medeniyetten geliyoruz, hangi toplum da ezilmiş kadınlarından kahramanlar çıkabilir. Kayayı su yıkamaz sadece yosun tutturur. Kalbin de cennet taşıyan insanlar vardır. Bulundukları yere huzur veren, hassas, kırılgan, içten, samimi, yüreği güzel insanlar. Kadının gücü sevgisidir, kadının gücü yapmaktır yok etmek değildir.

Kadın şahanedir kıymet bilene. Biz de de, dünyanın pek çok yerinde de en çok ezilendir. Eğer kula köle değilsen, kendi özgür iradenle hareket edebiliyorsan senden mutlusu yoktur. İster eşit olsun, ister olmasın ve kendi ayaklarının üzerine basıyorsan da sen her şeyden daha güçlüsündür.

HÜLYA ÇAKICI

CANKURTARAN OLMAK

CANKURTARAN OLMAK

Araştırmalara göre boğulma esnasında ciğerler suyla dolar. Yanma ve yırtılma hissedilir. 10 saniye sonra bilinç kapanır ve acı biter.
En doğrusu boğulan kişinin bilincini yitirmesini beklemektir. O arada yuttuğu su, biz kişiyi karaya çıkarırken geri çıkacaktır.
İlk yardım eğitimin de, bir babanın boğulan evladını kurtarmak isterken, çocuğun babayı korkudan sürekli batırarak onun da boğulmasına neden olduğunu öğrenmiştim.
İyi bir yüzücü değilsek ve tam olarak ne yapılması gerektiğini bilmiyorsak! Müdahaleyi yanına çok yaklaşmadan, tutunmasını sağlayacak bir şeyler atarak gerçekleştirmeliyiz.
Yüzme bilmeyen veya az bilenler de suda fazla açılmamalı. Yüzme bilmiyor kanoya, deniz bisikletine biniyorlar vs.

Fikrimce, eğitim ve tecrübelerim doğrultusun da yapılması gerekenler;
Birincisi iyi bir yüzücü olmanız gerekiyor. Boğulan kişiyi gördüğünüz zaman, bir metre yakınına kadar yüzüp, boğulmasını bekleyeceksiniz!
Boğulmadan kastım ölmesi değil tabii ki! Suya batışını yani boğulma/bayılma/bilinç kaybının gerçekleşmesini bekleyeceksiniz. Çünkü, panik halin de size sarılan birisi, kendisiyle beraber sizi de götürecektir. Boğulma ile ölmek farklıdır. Boğulan (bayılma) kişinin hareket etmesi mümkün olamayacağı için, onu kurtarmak daha kolay ve risksiz olacaktır. Sonuç da boğulduktan sonra 4 veya 5 dakikası daha var beyin ölümünün gerçekleşmesi için. O arada siz de onu kıyıya çekersiniz zaten. Boğulan kişi can havli ile ne yaptığını bilemez. Kurtarayım derken pisi pisine gitmenin alemi yok 🙂
Gelelim ikinci evreye, bayıldıktan sonra yani kendisinden geçtiği zaman, tutup hızlı bir şekil de dışarıya çıkartın. Kurtulma şansı yüzde 85/90.
Tabii ki suni teneffüs eğitimi de alıyorsunuz. Kendi riskinizi sıfıra düşürmelisiniz.

Boğulma ile ilgili tüm evreleri geçtikten sonra, boğulan kişiye kara da ne yapılacağına geldi sıra.
Öncelikle boğulan kişiyi hızla karaya çıkartıp, yazdığım ve sizin de okuduğunuz gibi aheste aheste değil, beyin ölümü (max 4-5 dakika) gerçekleşmeden çok hızlı ve seri bir şekil de, hayat belirtilerini kontrol etmeniz gerekir. Ambulans gelinceye kadar da suni teneffüs yapmalısınız. Bunun için eğitimini almış olmanız gerekir. Kaş yaparken, göz çıkarmamak gerek değil mi?
Suni teneffüs yetişkin kişiler de, çocuklar da, bebekler de farklılık gösterir. (Bu yelpaze daha da genişler, kanaması olan, yaralı olan, yaranın yeri boyutu vs.) O yüzden eğitimi alınmalıdır. Bir yetişkine uygulama şeklini anlatayım ben yine de. 2 nefes 30 bası uygulayarak hayata döndürme şansı yüzde 95’tir. Bu suni teneffüs olayı çok basittir. Önemli olan kime, ne uygulanması gerektiğini bilmektir. Yoksa yarım saatlik bir eğitim ile herkes bunu öğrenebilir ve de uygulayabilir.

Hiç birini bilmiyorsanız? Ne kendinizi, ne de boğulan kişiyi riske atmamalısınız.
Bilen birisi daha faydalı olacaktır bu konu da. Yardım edeyim derken, bileni de engellemiş olursunuz.

HÜLYA ÇAKICI

Cahili cahille sına Allahım!

Cahiller daha mutlu işte, küçümsememek gerekiyor. Biz biliyoruz da ne oluyor, lanetleniyoruz adeta.

Cahiller, bilgisizliği oranında cesur ve tacizkardır ve kısa yoldan sonuca ulaşırlar. Akıllı ve eğitimli ise, bilgisi arttıkça daha dikkatli ve daha sistemlidir. Türkiye bu günlere bunlar sayesinde gelmedi mi? Ne kadar cehalet o kadar mutluluk. Cahilin bilgisi olmayınca kendi cahilliğinin farkında bile değillerdir ve her zaman bilmeyenler bilenlerden daha çok ses çıkartırlar.

Bir atasözümüz vardır: Boş başak başını dik tutar, dolu olansa eğiktir. Mütevazi olma ezerler ve seni aptal yerine koyarlar derler. Bu sözü hayatım boyunca çok yaşadım. Ama bu karakter asla değişmez. Altının değerini sarraf bilir. Sıkıntı yok. Allah her şeyi görüyor.

Cahil insanlardan çekinirim. Çünkü konuşması, davranışları bilinçsiz ve kontrolsüzdür. Onların doğruları farklıdır. Şaka yapmaya bile gelmez, yanlış anlam çıkarırlar, hakarete bile maruz kalırsınız. Örneğin bir fıkrada gizli olan ince düşünceyi anlamaz ve ders bile çıkartamazlar. Cahil olan insan ile zeki insan arasında, zekayı kullanma farkı da vardır. Bilen insan bildiğini söyler, cahil ise sadece duyduklarını söyler.

Cehalet bilmediğini bilmemektir ve bildiğini düşünmeye başladığı an cehaleti dolayısıyla ukalalığı başlar insanın. Bu durum insanın bilgi dağarcığının maksimuma ulaştığı zaman da ortaya çıkarsa da cahil durumuna düşürür.

Ne olursa olsun mütevazılık iyidir ve güzel bir erdemdir. Sırf iyi yerlere gelmek için insanlık erdemlerinden vazgeçmeye gerek yok. İnsan makamsız, mevkisiz yaşayabilir ama erdemlerini yitirirse yaşamasının bir anlamı kalmaz. Makamlar insanları değil, insanlar makamları yüceltir. Kişi kendini gösterdiği sürece başarılıdır. Kendini göstermesini bilen insan cahillikten ziyade akıllıdır.

Hayatta cahil olup da reklamını iyi yapan insanları bence takdir etmek lazım. Ben akıllıyım ama mütevaziyim demek hayatta bana hiçbir şey kazandırmadı. Zekiyseniz gösterin. Kimse sizi düşüncelerinizden dolayı suçlayamaz. Nitelikli insanlar nitelikli, eğitimli olana kadar çokça kitap okuyup, birçok eğitimden geçerek kafalarını bilgiye gömerken, niteliksiz insanlar bu süre zarfında serserilik, başıboşluk, yalakalık ve yatmayı kalkmayı vs. her türlü pisliği öğrendiğinden dolayı özgüvenleri niteliklilere göre daha yüksek olur. Bu da bazı mesleklerde başarıyı getirir! Kalıcılığı tartışılır tabii. Etrafımızda çok nitelikli olduğunu sanan, lafla peynir gemisini yürüten insanlardan fazlaca var.

Çalışma yaşamımda yetersiz insanların kendilerine olan olağanüstü güvenleriyle, kendilerinin vazgeçilmezliklerini çevrelerine de inandırarak inanılmaz görevlere geldiklerini ve o görevlerin de kendilerine inanmış alt kadroları sayesinde, gayet başarılı da olduklarına çok defa şahit oldum. Bu insanlar her şeyi bilir havasında kendilerinden başkasına inanmaz ve dinlemezler. İşte bunun için de bir adım ileri gidemez aslında, sabittir. Ama zeki insanlar etrafındaki insanların başarılı ve mutlu olmalarını arzu ederler. Çünkü etrafı ne kadar çok pozitif olursa kendisi de daha ileri gitmeye odaklanır.

Alçakgönüllülük ve mütevazı olma zamanı çoktan geçiyor aslında. Ne zaman ayaklar baş oldu her şey bitti. Bir ülke için en büyük felaket alçak insanların yüksek mevkilere getirilmeleridir.

Çok şey bilmek iyi değil. Çünkü yoruluyorsun. Bilmiyorsan sus bari adam desinler. Biliyorsan konuş örnek alsınlar. Bilmiyorsun bildiğini sanıyorsun. Allah cahilin ve delinin cesaretinden ilimi, bilimi, tüm insanlığı korusun. Cahili cahille karşılaştırsın ve hep mutlu yaşasınlar. İnsanlığa bulaşmadan. Okumak yok, öğrenmek yok, sorgulamak yok, muhakeme yok, düşünmek yok, endişe yok. Tek yapman gereken duyduğuna inanmak. Yani kör insana bir rengi anlatmak nasıl imkansızsa, cahil insana laf anlatmak da imkansız. İnsanı ipe götürürler. Yaşadım ve deneyimledim defalarca. Bilgisizliklerini de her şeyi bilen birini bulup onun sırtına yüklüyorlar. En çok da eğitimli, kendini bilmez, ukala cahillerden korkacaksın. Çok tehlikeliler. Her konu hakkında fikir sahibi sabit fikirli zararlı bir sınıf. Her şeyi bildiğini sanıp aslında boş olanlar.

“Cahil ile etme sohbet her lafı bir baş incitir. Sarraf olmayan ne bilsin zanneder her taş incidir.”

Akıllılar düşünürken aptallar kaleyi alıyor. Cahil ile yola gitme astırır. Hizmetiyle kaymak yeme kusturur. Dünyanın terazisidir bu farklı insanları tartıp taşımak. Büyüklüğün ölçüsüdür tevazu. Küçüklüğün ölçüsüdür büyük görünmeye çalışmak. Boş başak dik durur. Boş karpuz çok öter. Yalancıyla arkadaş olma, cahille sırdaş olma zararlı çıkarsın.

Hakkını ve haddini bilen çocuklar yetiştirmeliyiz. Hayatım boyunca aptallarla ve cahillerle savaştım ve hep onlar kazandı.

HÜLYA ÇAKICI

İnsanoğlunun kullandığı ilk alet başka bir insandır

Zamansız ve yersiz sessizlik ilk önce susanı, sonra da susmayı erdem sanan toplumu mahveder. Doğrunun yükü ağırdır, kötüler bu nedenden dolayı çoktur. Canlı öldürenin elinde kan kokusu kalır. İnsanlık utanmazsa insan olunur mu? Hayatı debdebe olanın sonu kocaman bir hiçtir. Değer yargılarımız değişti, sistem istediği gibi şekillendirdi. Maddiyata yatırım yaptık, bu yatırım şekliyle daha çok olur dünyanın problemi. İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliği sadece aklı değil, irade gücününde olmasıdır. Yani tek güç bilek gücü değildir.

İnsan topluluklarını yönetmek ve yönlendirmek kolaydır. ABD’nin istikrar sağlamak için girdiği kaç ülke bugün huzurlu? Başkan Obama, Libya’da terör var diyerek orayı da karıştırmaya gidiyormuş. Giderayak dünya savaşı çıkartmaya niyetli gibi. İŞİD’i, Daeş’i yaratan ABD zaten, neden bitirmek istesin ki? Bahaneyle Ortadoğu’yu ve kuzey Afrika’yı yeterince sömürüyor. Şimdi de istikrar diyerek Lübnan’a operasyon başlatıyor. İstikrar diye girdiğiniz her ülke mahvoldu. Taş üstünde taş kalmadı, o kadar masum insanı istikrar adı altında katlettiniz. Ülkelerin iç işlerine burnunuzu sokmasanız insanlar daha rahat olcaklardı. Hiç bir ülke sizin barış, istikrar çabalarınızı istemiyor. Ne kadar duyarlısınız her şeyden kendinizi sorumlu hissediyorsunuz. Okyanus ötesi sözde yardım etme gayretlerinizi eksik etmiyorsunuz. Hiç birşeye karışmayıp kendi işinize baksanız ne terör kalır ne de savaş. Kendi menfaatleriniz söz konusu olmasa umurunuzda bile olmaz. Çekin ellerinizi müslümanların üzerinden, girdiğiniz her yeri darmadağın ettiniz, huzuru bozdunuz.

Gittikleri ülkelere sözde demokrasi götürüyor karşılığında da petrolünü alıyorlar. Canına, malına göz dikip, yiyin birbirinizi bende arada kurtarıcı kahraman olayım diyorlar. Hep aynı Irak’ta, Afganistan’da, Mısır’da, Libya’da. İŞİD nedir ki ABD için. Destek olmasalar, kaynaklarını kurutsalar, karadan, havadan da vursalar isid mi kalır.

Özgürlük uğruna devletine isyan eden halklar, özgürlük uğruna işgal edilen topraklar, demokrasi vaadiyle iç savaş çıkartılıp işgal edilen ülkeler, burada suç kim de? Özgürlük isteyen mi, devletlerine karşı ayaklanıp ülkelerini kaybeden halklar mı, yoksa özgürlük vaadiyle ülkeleri işgal edip, teröre teslim edip, geri çekilen emperyalist güçler mi? Bu insanlık suçunun tek sorumlusu sözde özgürlükçü ve insan hakları savunucusu gibi görünen ülkeler.

HÜLYA ÇAKICI

Bir varmışla başlıyor hayatımız

Uyanırmış insan düşler ülkesinde bir masalda, yalnız başına kalırmış bazen yoklukla, mevsimler gelip geçermiş birbirlerinden habersiz. Sonra masaldan çıkarmış yalnız ve kimsesiz. Bir gün bizde gülebilsek dağ başında açan çiçeklerle beraber, hüzünleri orada bıraksak orada kalsa geleceğe gülerek baksak.

Güzel günlere güzelliklere ihtiyacımız var. Hayalleri diri tutalım ki gerçeğe dönüşmese bile hayaller de gidebilelim istediğimiz yerlere. Çünkü umut imkansızlık değil hayalleri gerçeğe dönüştürmek için bir haritadır bizlere. Bazı sonralar kaderden ötedir, sonrası hiç olmamalı yada öncesi kader de hiç yazılmamalı. Kendimizin heykeltıraşıyız. Yontmaya karar verirsek kendimizi ancak o zaman yardım edilebiliriz hem kendimize, hem çevremize. İnsan hayattaki her nimetten faydalanamaz, bize ne düşmüşse o kadar sadece görmekte yeter. Yaşam bu eksiklikler mutlaka olacaktır. Yontmaya devam ederken buda kalmalı aklımızın bir köşesinde.

İlk yapılan yanlışa hata, ikincisine kaza, üçüncüsüne de tercih denilir demiş Dostoyevski ve insanlar tercihleriyle yaşarlar iyi veya kötü. İşimiz, aşımız, evliliğimiz, aşkımız kendi tercihimizdir. Yani ne istersen onu yaşarsın. Kırılma noktasını geçtiğinde bağışıklığın güçlenmiştir artık kırılmazsın ve bu bir tecrübedir. Aynı hataları gelecek için yapmazsın, çünkü gelecek bugünden yarınlara kalanlardır. Yaşadıklarına takılmayacaksın yoksa yerinde sayarsın daima ileriye bakıp yürüyeceksin. Kangren olmuş yeri kesip atacaksın ki acısı kalmasın. Baktın iyileşmiyor komple kesecek ve yolumuza devam edeceğiz.

Dünyaya anlaşılmak için değil anlamak için geldik. Anlaşılamamanın üzüntüsünü duyacağımız yerde, başkalarını anlamaya çalışsak her şey daha kolay olur. Yaşamlarımız da olumlu bir şeylerin olması hepimiz için farklı anlamlar taşıyabilir, farklı iç zenginlikler ifade edebilir. Belki de çok daha önemlisi yaşam sorumluluğunun bilincinde olabilmektir. Sorumluluk ve öncelikler, doğru ve yanlışlar kişilere göre değişir. İnsanı yoran bunlarla tek başına mücadele etmektir. İnsanın kendi ilkeleri, kendi doğruları ve hatta kendi yetenekleri gökten inmiş ayetler olamadığına göre toplumla kurulan karmaşık ve çok yönlü ilişkiler sonun da sentezlenen, içselleştirilen ve bireyin bir yaşama kültürüne dönüştürdüğü değerler üzerinden toplumla yeni, edilgen olmayan, etkin bir ilişki biçimini gösterir.

Bazen karşımızdaki boş bir bardağa bile şerefe diyebiliriz. Umut olmayınca hayal olmuyor dolayısıyla masallar da eskisi gibi olmuyor. Her insan ve her yaşanan ayrı bir kitap, ayrı bir yaşam masalının parçasıdır ve iz bırakır her anı hayatımıza iyi, kötü. Masallar da öyle anlatılan bir iyi, bir kötü. Hep güzel olsun isteriz anılar, hatıralar, bazen bir kuş sesi, bazen bir melodi, bazen bir söz alır götürür bizi. Güzel olanı düşünürken gülümser, çirkin de yüzümüz buruşur. Hayat geçti gidiyor bir varmış bir yokmuş diyene kadar. Yani bir varmışla başlıyor hayatımız. Sonra da yalan olup gidiyor ömrümüz bir yokmuşla biten.

HÜLYA ÇAKICI