İhbar ve kıdem tazminatı hakkediş – (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Kaynak: İhbar ve kıdem tazminatı hakkediş – (Yazar:Hülya ÇAKICI)

Reklamlar

İhbar ve kıdem tazminatı hakkediş

İşçinin çalıştığı süreye göre ihbar süresi veya ücreti vardır.
6 aydan az çalışan için 2 hafta.
6 ay 1,5 yıl arası çalışan için 4 hafta.
1,5 – 3 yıl arası arası çalışan için 6 hafta.
3 yıldan fazla çalışan için 8 hafta ihbar süresi veya ihbar ücreti ödenir. Ayrıca, işten çıkartılan işçinin ileri de “bana haber verilmeden çıkardılar, ihbar tazminatı da vermediler” dememesi için, bunun yazılı olması, gerekirse noter aracılığıyla ve çıkış nedeni de belirtilerek yapılması iyi olur. Sözlü yapılmışsa da, güvenilir şahitler gerekir ki işveren ileri de davalık olmasın. İşçiyi çıkartmadan önce ne kadar süre çalışmış hesaplanır ve 2/8 hafta (çalışma zamanına göre) önceden işçiye haber verilir. Eğer işçiye başka iş araması için süre verilirse işveren ihbar tazminatı ödemek zorunda kalmaz.
Eğer ihbar tazminatı ödenecekse bir hesaplama örneği. Asgari ücretle çalışan işçi ise;
1.647 / 30 = 54,90 TL günlük tutar.
54,90 X 56 = 3.074,40 TL ihbar tazminatı matrahı
3.074,40 X %15 = 461,16 TL stopaj
3.074,40 X %0,759 = 23,33 TL damga vergisi
3.074,40 – 461,16 – 23,33 = 2.589,91 TL NET İHBAR TAZMİNATI

Ama iş arama izni vermişseniz, çıkarılacağını yazılı olarak tebliğ etmişseniz ve ihbar süresini gözetmişseniz ihbar tazminatına gerek yok/kalmaz.

Kıdem tazminatı için en az bir yıl çalışmış olmak gerekiyor. Bu yüzden bir yılın altındaki çalışmalara tazminat verilmiyor. Çoğu işyeri hileye başvurur giriş-çıkış yaparlar. Ve hatta birinci ayda yeniden giriş yapan yerler var. Kıdem tazminatı alabilmek için buradaki kötü niyeti ispatlamanız gerekebilir.

HÜLYA ÇAKICI

İNSANLAR ÖLÜYOR, İNSANLIK ÖLÜYOR

Bir asır önce Atatürk anlamadan inanılan dinin bu noktaya geleceğini bildiği için, Kuran’ı Türkçeye tercüme ettirdi. Bir asır sonra ki eğitim düzeyi ise hem halkı dininden soğuttu, hem de kulaktan duyma bir takım hurafelere inanan bir kitle yarattı.
Bir Suriyeli, Ülkemizde sürekli ve bir yerlerde bombalar patlıyordu umursamıyorduk, ta ki evlerimize bombalar yağana kadar diyor. Başımıza gelmemesini dilerim canı gönülden. Keskin eleştiriler yaptık hepimiz. Başına vermeden almam canını der Allah, bunu vermez umarım. Artık bu saldırıları durdurmanın bir yolu olmalı, onca emek verip özel kuvvetler yetiştirmek yetmiyor işte. Mevcut kanunların işe yaramadığı da ortada. Adamlar uçakla Atatürk hava limanına geliyor etrafı tarıyorlar iki tane canlı bomba patlatıyorlar ve bunun önlemi alınamıyor. Unutulacak tabii ki, tekrarlar ki öyle görünüyor hangimiz nefes alıyorsak artık çünkü kimin başına geleceğini bilemeyiz. Bize olmaz deme lüksümüz yok, tekrar yazıp çizeceğiz, konuşacağız şimdi sadece acının türbülansı yaşanıyor. Ölenler sonsuzluğa gideli saatler oldu. Hiçbir kınama döndüremez yarım kalan hayatları. Geride bırakılan acıları.

Canlı bombalar kendilerinden önce patlayanların sonlarını görmüyorlar mı? Hangisi kahraman ilan edildi bu güne kadar? Ruhları yok, beyinleri yok. Nerede üretiliyorlar ve o fabrikayı nasıl bulamıyorlar/bulamıyoruz? Artık hepimizin beyni durdu. Olayın nasıl olduğunu, girişte yaşandığını teröristlerin X-Raydan geçemeyeceklerini anlayınca insanların üzerine ateş açtıklarını biliyoruz. Bizim sorduğumuz istihbarat nerede ve ne işe yarıyor? Yeni bir bomba olayına kadar yine kınamakla mı yetineceğiz? Bu ülkeyi onbeş yıldır terör alanı haline getirenler cevaplayacaklar mı? Bugün Atatürk havalimanı, yarın başka bir yer. Ne önlem alınıyor kınamak dışında. Bu bombaları kimler patlatıyor değil sorumuz, bombaların patlamasına kimler engel olamıyor? Kimler sorumluluk almıyor? Bizim vergilerimizle bu ülkeyi yönetenler vatandaşını korumak zorundalar. Yani teröristler patlatıyor bombaları bizimle alakası yok diyemezler. Çok söylenecek şey var ama bunları söyleyeceklerin elinden bir şey gelmiyor. Elinden gelecek olanlar da hiç bir şey yapmıyor. Öylesine acıklı bir durum bizimkisi.

O kadar büyük ülkeyiz ki saraylar inşa ediyoruz ama ne çocukları, ne kadınları, ne doğayı, ne askerleri vs. koruyabiliyoruz. O kadar muazzam bir ülke ki, işsizlikten başımız dönmüş, kimsenin ziyaret etmediği bir avuç kütüphanesi var, sayısız kanalında sayısız dizi yayınlanıyor ve her gün anlamsız sebeplerle insanları ölüyor. Ama dünya bize gıpta ediyor.

HÜLYA ÇAKICI

Zübüklük en eski karaktersizliktir

Nasreddin hocayı adamın biri hep alt etmek istermiş, bir gün herkesin içinde dünyanın merkezi neresidir? diye sormuş. Hoca biraz düşünmüş. Adam ey ahali bak hoca cevap bile veremiyor. Hoca istifini bile bozmadan bastığın yerdir demiş.

Haramın binası olmaz. Sen doğru dur eğri belasını bulur. İnsanlar kendilerini değersizleştirmeyi öyle iyi beceriyorlar ki, zamanla hiç bir anlamları kalmıyor. Hiç kimse ömürlük değildir. Her insan yaptığı hatanın kalabalığında hesabını bir gün yalnız kalmakla öder. Bunu düşünecek kapasiteye sahipse eğer? Laf tüccarlarının geçim kaynağı dedikodudur. Nedense bu tür mahlukatlar bayağı da ilgi görürler. Arkamızdan konuşup yüzümüze gülen embesillerdir bunlar. Eğer dost isen dostunun arkasından konuşanlarla dost olamazsın. Sorarım ben evet bunlara nasıl müdahale etmeden dinledin? Kendimi bildim bileli arkamdan konuşulmuştur. Yüzüme yemez bir tarafları konuşmaya. Çünkü bilirler ki emin olmadığım ve bilgi sahibi olmadığım hiç bir konu da konuşmam. Alacakları cevaba cevap veremeyeceklerdir. Çok denediler kaybettiler onun için artık bu yolu tercih ediyorlar. Arkadan konuşarak kendi yarattıkları hayali şeyleri/olayları/lafları vs. hakkında konuştukları kişiye yapıştırırlar. Konuştukları kişiler de aynı karektere sahip kişilerdir. Söyleyen kendini söyler dinleyen kendini dinler. Benim için konuşanın da, dinleyenin de hiç bir kıymeti yoktur o yüzden. Bana kötülüğü olan herkese bugüne kadar iyilikle karşılık vermişimdir. Artık duyarsızım, yeni zaman da beni böyle etkiledi işte. Çünkü bazı İnsanlar köpeklerden sadakati öğrenmeli, havlamasını değil. Ama öğrenemeyecekler. Artık kimseyi yüceltmem de, küçültmem de ama ederinden de fazla değer vermem. Çünkü kimse kötülüğünü de, iyiliğini de sonsuza kadar gizleyemez. Kenardan izlerim, herkesin gerçek yüzü er veya geç ortaya çıkıyor çünkü.

Çok akıllı insan gördüm. Aslında akıllı olmak anlatılanları anlamakmış. Çok zeki insanla konuştum. Aslında zeki olmak egoya hizmetmiş. Ve aslında gerekli olan anladıklarını sorgulamayı bilmekmiş. Hayat bumerang gibidir. Niyeti Kötü de olsa, iyi de olsa atılan ok sahibine döner. Karşıya attığını zanneder fakat döner dolaşır kendine saplanır. Kendi bile şaşar kalır. Etme bulma dünyası bu dünya.

HÜLYA ÇAKICI