Verilen Önem Zamanı Dengeler!

Verilen önem zamanı dengeler. Anı yaşamak ve yaşatmak en önemlisi, saygıya değer vermeli ve ruhu incitmemeli. Her insan övgü, ilgi ve sevgiyle büyür, gelişir, yaşar çünkü.

Önce ben diyebilmek gerekli sağlıklı, kaliteli ve mutlu bir yaşam için. Başkalarını mutlu edeceğiz derken hep kendimizden geçtik. Kendine bakmadan, kendini mutlu etmeden, başkaları için çalışıp çabalar sonra yorulursun, bir el beklersin, anlaşılmak istersin, buna ihtiyacın vardır sonra çalışıp, çabalayıp mutlu ettiklerin, gözünden sakındıkların seni ilk mutsuzluğa iten olurlar.

Başkasına bel bağlamak peşinen yıkılmaktır, bu dünya ayakta kalabilenler için dünyadır. Çoğumuzun en güzel düşleri yarım kalıyor, gençlik heba oluyor, ailevi sorunlar, ülke gündemi, siyaseti ve yaşam derdi derken istemediğimiz bir hayatın ortasında yer alıyoruz. Güzel günlerin geleceğini umut ederek şimdiki günleri tüketiyoruz. Zaman bir noktadan sonra rutine biniyor. Hatalarla aylar, yıllar nasıl geçiyor anlamıyorsunuz bile, sadece sabah ve akşam oluyor ve takvim yaprakları değişiyor.

Dünyada belki sabit miktarda mutluluk var, birinin mutluluğu birinin mutsuzluğudur belki. İktisat politikasıyla mutluluk paradoksu. Acı da insanı besleyen duygulardan birisi aynı sevgi gibi, acının da varlığına muhtacız tatlıyı anlamak ve mutlu olabilmek için. Var olan hiçbir duygu boşuna değil, bizim ruhsal durumumuzu tamamlarlar.

Mutluluğu uzak ve erişilmez yapan bizleriz, istersek kendi cennetimizi yaratır çevremize de mutluluğumuzdan yansıtabiliriz. İnsan önce ne istediğini bilip onu mutlu edecek şeyi aramalı, ufak bir şey bile mutlu edebilir kişiyi yeter ki ne istediğini bilsin. Çünkü mutluluk elindekilerin farkına varma ve onları güzelleştirme sanatıdır.

HÜLYA ÇAKICI

Reklamlar

İnsanların Yerini Robotlar Alırsa…

Bazı işlerde insanların yerini robotlar alırsa ekonomik sistem bizi besler mi? Devletin gelir dağılımı önemli şimdi olduğu gibi emeklisini ikinci bir işte çalıştırmaya mecbur bırakırsa beslemez. Sistem insanları düşünmez kendi cebini düşünür. Böylece filmlerde gördüğümüz insan robot savaşları başlar, aç kalan insan ise şiddete meyillidir.

İnsanlar çalışamazsa ellerinde paraları da olmaz, elinde para olmayan insan robotların ürettiği ürünü alamaz, alıcısı olmayan bir ürünü üretmek mantıklı değildir. Tüketici olmazsa üreticide olmaz.

Bir çok ihtimal var ama planlı hareket edilirse herkese yetecek yer var dünyada. Yada güçlüler kendi aralarında anlaşıp kendileri dışında kim varsa herkesi öldürür dünyada bu güçlü insanlara () kalır.

Böyle bir durumda can sıkıntısı nedeniyle insanların ne yapacağı bilime, sanata, kültüre meraklı, tok insanlar olursa pek sorun olmaz ama şiddete meyilli savaşçı insanlar olursa bir de devletler bu insanları doyuracak şartları oluşturmazsa sıkıntı orada başlar. Belki insanoğlu o kadar kötü değildir, yaşayıp göreceğiz ama yeniliğe kötüdür deyip kendimizi kapatamayız, bu yeniliği insanlar için nasıl faydalı hale getirebiliriz ona bakmalıyız.

Yapay zeka doğru ellerde olduğu sürece faydalı olacaktır. İnsan sürekli mekanik işlerle hayatını geçirmek için yaratılmış bir varlık değildir. Akıl denen hazineyi daha çok kullanmasıyla hayatta kalabilir, barışa ve huzura daha yatkın olur. Düşünen, okuyan, derin felsefeye sahip insan kendisine en yakışan varlığa dönüşür.

Ne kadar tüketiyor gibi görünsek de üretiyoruz, fikirlerimiz var, umudumuz var ve bu gelecek bizlerin geleceği.

İnsan insanlığını koruduğu sürece, kişiliğinden, karakterinden taviz vermediği sürece, ahlaki ve milli değerlerine sahip çıktığı sürece geçim olur. Önemli olan işsiz kaldığımızda ekip biçeceğimiz toprak olacak mı? Ek, biç, üret diye yer veren olacak mı?

HÜLYA ÇAKICI

Finlandiya Türkiye Eğitim Sistemi

Finlandiya’nın şansı Ortadoğu’da olmayışı. Bütün emperyalist ülkelerin sömürmek için binlerce km’den gelerek buraya üşüştüğü, iç işlerine sürekli müdahale edilen, sürekli kargaşa ve terör ortamında tutulan, içinde binlerce haini bulunan bir Ortadoğu ülkesi olsaydı bunu yapabilir miydi?

Finlandiya’nın beşbuçuk milyon nüfusu var. Türkiye’de ise sadece onsekiz milyon öğrenci var, eğitim sisteminin 20 / 30 yaş arasına yansıması nasıl, bizdeki kötülükler onlarda yok iyi analiz etmek gerekiyor. Doğru eğitim sisteminin uygulanması için öncelikle ahlaklı insan yetiştirmek gerekir. Son yıllarda artık sayısını bilmediğimiz kadar eğitim sistemimiz değişti.

Finlandiyalıların merkezlerinde mutlu insan olma odaklı devlet sistemi var, bizde ise kutsal devlet sistemi var. Onlarda özgüven, bizde kaygı var. Onlarda tabulardan uzak özgür düşünen bireyler yetişirken bizde toplumsal geleneklere bağlı tabuların esiri bireyler yetişiyor. Onlar bilim adamı yetiştirir, biz film adamı yetiştiririz. Onlar markalaşmaya gider, biz taklite devam ederiz. Onlar üretir, biz tüketiriz. Ne yazık ki üretici değil tüketici bir toplum yarattık ki realite bu. Neden peki? Çünkü bizde liyakat sistemi yok. Hak eden değil yağ çeken sistemi yönetiyor. Kalkınmanın yolu iyi eğitimli bir toplumdan geçer.

Finlandiya’da öğrenciler hayatı bilgileri keşfederek, deneyimleyerek öğreniyor. Okullar belediyelere bağlı, sınıflar bizden farklı kütüphane, mutfak, yer minderleri olan öğrencinin kendini özgür hissettiği alanlar, öğretmenler birçok kriteri aşarak öğretmen oluyorlar. Yüksek lisans yapmak zorunlu. Pisa’daki değerlendirmede eğitimde dünyanın en iyilerinden biriler.

Sistem güzel ama bizdeki kadar hain kimsede yok. Dünyanın göbeğinde olup bizim kadar diliyle, diniyle, toprak bütünlüğüyle uğraşılan, terörle mücadele vermek zorunda bırakılan, uluslararası siyonist kredi değerlendirme kuruluşları vs. ile sürekli ekonomik operasyonlar çekilen başka bir ülke de yok. Sistem güzel ama eşit şartlarla değerlendirmeye kalkarsak bizim eğitim sistemimizi en mükemmel hale getirecek insanları beklemeye devam edecek gibiyiz.

İşsizlik sorunu çözülmedikçe eğitim sisteminin değişmesi bir şeyleri çözmez. Bizdeki sözde eğitim sisteminde yığınla öğretilen ve yapılacak işle uzaktan yakından ilgisi olmayan şeyler bir çeşit eleme yöntemi gibi. Sınavlar, müfredat ve eğitim sistemimiz işe yönelik değil, hayata, gelişime, bilime yönelik değil de elemeye yönelik. Sınav üstüne sınav, mülakat üstüne mülakat, bilgi üstüne bilgi, ezber üstüne ezber ile yüzde doksanı alakasız bilgiler. Oysa kaliteli istihdam için neler yapılıyor dünyada.

HÜLYA ÇAKICI

Ruhunda bir kalitelisi var…

Ruhunda bir kalitelisi var. Okumuşlukla, statüyle, zenginlikle, aile yapısıyla, yaşadığı çevreyle de alakalı değil bu, çok farklı bir ambiyans ruh kalitesi.

Bu kısacık hayatımızda kimsenin ego tatmini yapacağı insan olmayın bırakın gitsinler. Erkeğiyle, kadınıyla karakteri sürekli değişken insanlarla dolu ülkemiz. Hak ettiklerini yapıp ait oldukları yere yollayın. Sonraki vefasızlıklara karşı güç kazandırır, ders ve tecrübe edinir, aynı şeyleri tekrar yaşamamak adına bir nevi koruma mekanizması geliştirirsiniz. Bu durum insanlara gereğinden fazla anlam yüklememeyi de öğretir.

İnsanların içi okunmuyor ki anlaşılsın. Kimisi duygularını konuşarak anlatarak gösterir, kimi susarak anlatmaya çalışır, insandan insana değişir. Bu değişkenlik o insanın duygulu veya duygusuz olduğunu göstermez.

Değer vermek ile değeri ayırt edememe zayıflığımız, varlığımızı cismimizle tanımlama acizliğimiz. Kendini sevmezsen kimse seni sevmez, kendine kıymet vermezsen kimse sana kıymet vermez. Bazen anlamsız mutluluklar yüklüyoruz hayatımıza ve bir gün öyle bir şey oluyor ki, kendimizden geçiyoruz, bu durumdan çıkana kadar uzun bir zaman geçiyor sonra bakıyoruz hayatımızın bir bölümü daha boşa gitmiş.

Samimiyet derinlerde olan bazı şeyleri karakterin yüzeyine çıkartıp insana ayrı bir cesaret verir. İyi, kötü çok şey öğreniyor ve keşfediyoruz, bir şarkı, bir şiir, bir koku, bir şehir, bir gülümseme, bir benzeyiş. Bir dosttan, bir aşktan, bir arkadaştan ayrıldığınızda etrafınızda onu hatırlatacak bir çok şey bulursunuz, gezdiğiniz yerler, sokaklar, buluştuğunuz mekanlar kaybolmuş bir parça gibi durur öylece. Yara tutmuş kabuk gibidir oynamazsanız hemen kapanır ama oynarsanız ya çok zor yada hiç kapanmaz.

Bazı ilişkilerde ve ilişkilerin bitimlerinde insanların nasıl küçülebileceğini öğrenirsiniz, yalanları da yanında bonusu olurlar. Sonra durmanız gereken noktayı öğrenirsiniz, kırılır güveniniz, duvarlarınız olur yıkılırsa altında kalacağınız, sonra o duvarları en sağlamından örersiniz ve kaldığınız, kandığınız yerden devam edersiniz yaşama. Aldığınız her darbe sizi gelecek için biraz daha sağlam adım atmaya yönlendirir. Ömürde denemeye ve yanılmaya yetmiyor, denenmişler diye bir şey var başkasından alıyorsunuz böylece yapılan o hataya düşmüyor sağlam adım atmaya yönleniyorsunuz. Ama bazende duvarlar temiz insanlara örülür, çünkü artık yeni yanılgılar yaşamaktan çekinirsiniz.

Zaman yaraları sarmak için gerekli, harekete geçmek için zamanı bile aşmak gerekiyor. Dünya kirlendi filmler bozuldu, masum sevdalar yaşanmıyor artık. Gerçek olmayan hayatlar, gerçek olmayan bir dünyada, gerçek olmayan geleceklerine ulaşmak için çabalıyorlar.

İki kişi mutluluğu paylaşabiliyorsa statü olarak kimin altta, kimin üstte olduğunun önemi yoktur. Doktor, avukat, mühendis olup eşi ilkokul mezunu olan kişiler tanıdım öyle kültür farkı falan yoktu. Yine de erkek egosu kadının yüksek statüde olmasından endişe ediyor bu da çevreye bağlı bir değişken belki. Ama günümüzün kuşağı kadının çalışan, zengin yada yüksek statüde olmasından endişe etmiyor. Erkekler ve kadınlar sadece statü olarak değil her açıdan yer değiştirir oldular. O eski iki gönül bir olunca samanlık seyran olur diyen gönüller yok. Ateşe verirler o samanlığı artık.

HÜLYA ÇAKICI

https://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1062037-ruhunda-bir-kalitelisi-var

O zaman sahne…

Hepimiz birbirimizin hayatındaki oyunculardan ibaretiz, oynanan dev bir oyunun içinde oyun oynadığımızdan habersiz. Bazen rollerimizi kendimiz seçmesekte güzel oynamaya çalışıyoruz. Roller mecburen biraz izole edilmiş ama bunların kombinasyonları da var yaşamda belki asıl incelenmesi gerekende bunlar.

İnsan ömrü içinde bir kalıpta kendisini sabitleyebilir mi? Yaşam yolunda daha iyiye, daha güzele doğru yol almak ümidi ile yolculuğuna devam edebilir mi? Biteceğini bildiğimiz halde bitmeyecek sandığımız, yaşayanların özgür, mutlu olabileceği, araştıran, sorgulayan, sağlıklı bir dünyada yaşayabilir mi?

Hayatımız bir tiyatro sahnesiyse eğer baş oyuncusu da biz olunca yaşadığımız şeyler, tercihlerimiz iyiden güzelden yana olmalı. Rolümüz ne olursa olsun dürüstlük, iyi niyet, üretkenlik içermeli ki, sahneden arkamızda güzel izler bırakarak ayrılalım. Yüzde doksan arka fon filmin sonunu tahmin ettirir. Doğduğumuz ortam belli bir yaşa kadar etkilidir, hayatın akışında kimi yaşananlar ders, kimisi ödüldür, yeter ki değerlendirme şansını yakalayabilelim.

Hepimizin törpülenecek yönlerimiz var önemli olan bunun farkına varmak. Önce kendimize, sonra ailemize, sonra topluma nasıl yararlı birey oluruz bilincini kazanmak. Bunu başaran toplumlar gelişmiş, aile oluşturmuş, birbirlerinin değerlerine saygılı, sevgi bağı güçlü, yurdunu evi gibi benimsemiş, insani değerleri kabul etmiş ve bunlar için çaba harcayıp mutluluğu yakalayarak barış içinde yaşarlar.

Arka fona uygun olmayan roller verilmiş olsada içinde bulunduğumuz koşullarda arzu ettiğimiz başrolü kapma uğruna, öncelikle her türlü eksikliklerimizi saptayarak gidermeli, kaybetmemek adına merak duygumuzu canlı tutarak öğrenmeyi, gelişmeyi yaşam boyu sürdürmeli, sahneden indirmek isteyenler karşısında boyun eğmeyip, perde doğal koşullarda kapanana kadar kalmayı sağlamalıyız.

İradesi güçlü kişi yaşadıklarından pişman olmaz. İnsanlar cesaret ve inançlarını kaybettikleri için kendi güçlerinin farkında değiller. Benim iradem, gücüm her şeye yeter dediğimiz anda kendimize de yeterli olacağız. Hayatımızın rolünü kendimiz yazıp, kendimiz oynamalı takıldığımız yerde aklımızı kullanıp engelleri aşmalı, perde kapanmadan rolümüzü daha iyi oynamalıyız. O zaman sahne…

HÜLYA ÇAKICI

https://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1062022-o-zaman-sahne

Umutsuzluğa kapılınca…

Depremler farklı farklı yerlerde olsa da enkazlar hep aynıdır. Adanış ve bozgun doğal süreçlerdir, eldeki güçlerle belirlenen amaca ulaşılamayacağını gördüğümüzde yeniden durum değerlendirmesi yapmak gerekir. Kaygıyı hissedebilen beyinler belkide hayatları boyunca bu iniş çıkışlara maruz kalacaktır.

İnsanız ve içimizdeki cevheri sıkıntılı zamanlarda dışarı çıkararak işleme gibi bir huyumuz var. Umut hep vardır, bugün olmayan umut yarın başka bir görünümde karşımıza çıkar. Çaresizliktir kötü olan, insan çaresizlikten umudunu kaybeder.

Umudumuz boşa çıkınca sayısız düşüncelerle dalgın dalgın çevreyi izleriz. Her ne kadar tinsel hali değişken varlıklar olsak da, acıyı sonuna kadar hissedip her seferinde daha güçlenerek hayatımıza devam ederiz.

Bazen biraz şanssız olduğumuzu, daha fazla çalışmak gerektiğini düşünüp zamana bırakıyoruz. Üzülmeye değmez hayata bir kere geliyoruz, umutsuzluğa itecek her şeyi hayatımızdan çıkarmak gerekiyor. Yaşam ne kadar sadeyse, yapay olana daha az bağımlı hale geliyoruz.

Dünyadaki çoğu insan mı umutsuz, yoksa ülkemizdeki insanlar mı bilmiyorum ama tanıdığım çoğu hayalperest insanın umutsuz ve mutsuz olduğunu görüyorum. Umutları sigara ateşi gibi hemen tükeniyor. Hayal kurmak güzel ama kendini kaptırmamak şartıyla.

Hep bir şeylere bağlanmaya çalışıyoruz. Bir kadına veya bir erkeğe, çocuğa, arkadaşa, oyuna, işe, hep bir umut peşinde koşuyoruz.

Ben hangi konu umutsuzluğa düşürmüşse onu tespit edip daha sakin bir zamana ertelerim. Sonra problemi yapabileceğim şartlarda çözümler geçerim, problem dış kaynaklı olursa ne kadarını düzeltebileceğimi ayarlar ve kenara çekilirim. Akışına bırakıyor, yeniden umut etmeyi öğreniyorum sonuçta olması gerekenler oluyor.

HÜLYA ÇAKICI

Değişim, Dönüşüm, Devinim

Psikolojik harp, karmaşa algısı üreterek insanların moralini bozmak ve mücadele azimlerini kırmaktır. Morali olmayan insanlar da ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar direnmekten kolay vazgeçerler.

Devletlerin varoluş dayanağı güvenliktir. Devlet, adalet, eğitim, sağlık, ticari faaliyetler ve daha birçok faaliyetin temelidir güvenlik. Hükümetler kendi çıkar ve sığ vizyonlarıyla bu kavramı oyarlar sonrasında da suçu dış mihraklara atarlar. Kendini güvende hissetmeyen vatandaş kullanışlı vatandaştır doktirinini yıkmadan bu sorun çözülmez. Halkı hayatından bezdiren her davranış biçiminin sonucunda halk kendini ülkeye ait hissetmemeye başlar.

Dünyadaki bütün ülkeler birbirlerine dış mihraktır. Çin ABD için dış mihrak, ABD Rusya için dış mihraktır. Önemli olan bizim ne olduğumuz, Türkiye olarak bilime, sanata, adalete, eğitime ne kadar yatırım yaptığımızdır.

Her insan Türk doğmaz ama aynı topraklarda yaşayan insanlar bu topraklara yürekten bağlanmışsa o vatandaşımız ve bizim için Türk’tür kimliği ne olursa olsun. Önemli olan topraklarımızın bütünlüğü, varlığı, huzur ve refahımız için birlik olmaktır.

Çağdaş dünya din kökenli kötülüklerin egemen olduğu karanlık çağlardan çıkmayı başladı. Atatürk’ün önderliğinde bizde ulus olarak karanlıktan kurtulmayı başarabildik. Ancak günümüzde bazı aydınlar güçlü olduklarına inandıkları bazı kitlelerin ayaklanmasından korktukları için akıl ve bilimden yana net bir tavır sergileyemiyor bu da karanlık zihinlere güç, aydınlık zihinlere umutsuzluk yüklüyor. İki yüzlülükten kurtulamayan bu yığınların gerçek aydınların yok olmasında sorumlulukları oldukça fazladır.

İçinde bulunduğumuz şartlarda ülkenin başına kim gelirse gelsin bitkisel hayattaki hastayı tedavi etmeye çalışacak. Gelecek kişinin elinde sihirli değnek yok ki dokundursun ve her şey güllük gülistanlık olsun. Gelecek kişi imkanlarla bir şeyler yapmaya çalışacak. Üretim tüketimden az olduğuna göre yine zamlarla vatandaşın sırtına yüklenilecek ama düzelmeyi istiyorsak bazı şeyleri göğüslemeye hazır olmalıyız yoksa tümden biteriz.

HÜLYA ÇAKICI