Matematik Öğrenemeyen İnsanlar

Maksimum kaliteye minimum sürede ulaşmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken de birimlerden birine ya ödül puanı yada ceza puanı ekliyoruz.

Okullarımızda verilen eğitim kazanım odaklı ve sürecin değerlendirilmesi maalesef ki çoğunlukla çoktan seçmeli sınavlarla yapılıyor. Bundan dolayı hem sayısal, hem sözel derslerde sürece, sebep / sonuç ilişkisine öğrenci de, öğretmen de çok önem vermez, veli ise hiç önem vermez.

Bir okulda olabildiğince çok kaliteli eğitim vermeyi hedefliyorsun ama veremiyorsun, çünkü yeterli zamanın yok. Peki neden yok? Çünkü zaman paradır. Eğitim sürecinde eğitimi bitirmelisin ki kişiler para üretebilsinler o parada dönüp dolaşıp tekrar sana geri gelebilsin. Bu yüzden eğitim sürecinde öğrencileri sıkar insani gereksinimlerini göz ardı ederler, bunları yapanları tembel ve işe yaramaz olarak nitelendirirler. Sonuçta okuyanlar da okumayanlar da ideal köle olurlar.

Denklem ortada, matematik ortada kendimizi kandırmaya gerek yok. Yetişen gençleri nereye atayacak, öncülüğüne kimi görevlendireceğiz. Bir ürün üretiyorsanız bu ürün bir döngüye girer, öyle ideal bir şekilde girmeli ki o döngüye yaptığın üretim ilk günkü kadar saf olabilmeli, işte o zaman ona ideal diyebiliriz, eğer diyemiyorsak çırpınmaya hiç gerek yok.

Felsefeden korkan bir jenerasyonda fikir nasıl oluşur? Matematiğin içinden felsefe çıkartılarak yeni bir alt problemi doğurdu. Matematik öğrenemeyen insanları. Bu da matematik öğrenemeyen insanları öğrenen insanların ellerine teslim etti. Bilgi güçtür diye boşuna dememiş Romalılar.

Öğrencilere soyut düşünce öğretilmezse yapılan bütün hesap kitaplar boşuna olur. Sorunumuz eğitim sistemimizden geçen insanlar soyut düşünemiyor, imajine bile edemiyor.

Bölme işlemindeki amaç; ya grup sayısını yada gruptaki eleman sayısını bulmaktır. Bu küçük derinlik bile çoğunlukla özümsenmez.

Yakın zamana kadar sistem senin 0’dan 2’ye gitmeni ister ve seni 1’e kadar getirirdi. Şimdiki sistemde aynı ama seni 0’da bırakıyor ve 2’ye kadar yalnız gitmeni istiyor. (1 ve 2 elemanıdır reel sayılar)

Matematik öğrenemeyen insanların arasında kimbilir ne muhteşem şeyler yapacak varyasyonlar vardı. Yani kardan zarar edildi. Neyin ne olacağı bu kadar belliyken ve belirlenmişken. Ama sözde hiçbir şeyden zarar edilmedi. Uzaya araba gönderdik samimiyetsizce sevindik, paralar toplandı ve birazı bilimin kasasına gitti, biz öldükten sonrada ışınlanmayı bulacaklar, bedenin formunu istediğimiz kabın içine sokacağız yavaş yavaş ()

Matematik fikirleri anlamak için bir araç yani problemleri çözmek için kullanılan bir metafordur. Fikir hesap sonuç çıkarım. Çıkar dünyasındayız sayılardan bile çıkarımız var.

HÜLYA ÇAKICI

Reklamlar

Sevgi Hiçbir Şey İstemez

Her şeye hazır bulunan ve kimden ne geleceğini bilen bir insan sarsılır mı? İnsanın kendisini anlamadan başkasını anlaması mümkün mü? Kendisini ne kadar anlayabilir? Sevgi de öyle kendini sevmeden başkasını sevemezsin, içindeki yaşamı var etmek için yaşamaya değer bir duygu. Sevilmenin anlamanın içi dolmalı, sevmeyi öğretmek, öğrenmek gerekir. Sevgi hiçbir şey istemez tamamlanmaktan başka.

Anahtarın sevgiden ve mutluluktan geçtiğini anladığımız zaman hayatımızda cennete dönüşüyor. Başkaları için değil kendimiz için sevelim, sevgiyle nefes alalım.

Çıkarsız sevince gerçek sevgiyi yakalarız. Kendi içimizde biriktirdiğimiz yargılar sonucu kalbimizde olmasa bile aklımızda oluşturduğumuz çıkar duygusunun iki kişi içinde bir faydası olmadığı gibi bizden öteye gitmez, o zaman ise teslim olmuş, vazgeçtiğin için öldürmüş olursun sevgiyi. Kaygılı ve sorgulayıcı bakış açımız bizi ele verir, yalnızlık huysuzlukları yanımıza gelir ve bu yeni tercihler özgürlük kaygımızı arttırır.

Bütün iyimser ve koruyucu cümleler seni seviyorumları barındırır. Bazen ise söylenmemesi söylenmesinden çok daha iyidir. Yine bazen duygular için kelimeler hafif ve anlamsız kalır tavırlar ön plana çıkar. Sözcüklerin anlamını yitirdiği günümüzde belki söylemek yerine uygulamak, sevgiyi davranışlara dökmek daha iyidir hiç değilse bu güzel eylemi uygulayarak sevgimizi göstermiş oluruz. Çünkü sözcükleri bile kirletti günümüz dünyası inandırıcılığını da öldürdük hep birlikte.

Hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inanmak gerekir. Her şey bir ders, bir test, bir aydınlanmadır. Geçmiş tecrübe iyi yada kötü, gelecek umut olur yada olmaz, asıl gerçek şu an beğeniriz yada beğenmeyiz, sahip olduğumuz güzeliklere sarılmak kusurlu yada kusursuz, sevgi her şeyi örter kendimizle ve sahip olduklarımızla daha hoşgörülü olmamızı sağlar.

Sevmiyorsan sevemezsin, sevmiyorsa sevemez, sevgi içten gelmeli. İnsanlar değişiyor, sevdiği ve sevmediği şeylerde değişiyor.

Sevgin gerçekse eğer doğrudan dolaylı, sözlü sözsüz her şekilde söyleme imkanı olur. Gönül temiz ve duygu dolu düşüncelere açık olursa kirlilikten uzak kaldığı sürece ruhta güzelleşir, ağızdan da kötü sözler çıkmaz.

HÜLYA ÇAKICI

http://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1059399-sevgi-hicbir-sey-istemez

Vatansız İnsan Olmaz!

Irkçılık ayrı, yurtseverlik ayrı vatansız insan olmaz. Bir ülkede kendi halkına yapılmayan yardım yabancılara yapılıyorsa insanların ırkçı olmaları da normaldir. Herkes kendi ülkesine sahip çıkıp ülkesinden kaçmasa daha yaşanılası olacaktır günümüz.

Kabullenmiş toplum ölür, bilgiyi araştırmayı en önemlisi sorgulamaya bırakıyoruz bu da bize ölümü getiriyor. Eski zamanlarda halklar kaderlerini kendileri belirlerlermiş, şimdilerde ise halkların kaderini emperyaller belirliyor.

Narsist kişiler ile empati yeteneğinden yoksun bireyler sağduyusunu yitiren, karşı tarafa söz hakkı tanımadan düşüncelerini hiçe sayan, tüm bireysel alanları kendisi için harcayıp başkalarının yaşam alanını işgal eden, sözü ve eylemleri arasında farklılıklar, çelişkiler bulunduran, kendisini gelişime karşı sorumlu hissetmeyip, mevcut bilgilerini bir tık öteye taşımakta ayak direyen, toplumsal sorunlar ve beraberindeki hiyerarşik saygıyı yok sayarak kendisini ön planda tutmaya çalışan ve bundan başarı elde edeceğini düşünen bireyler her fırsatta çıkarları için hareket ederler. Söz konusu kendileri olunca her şeyi mübah görerek kendilerine yapılmasını istemedikleri şeyleri başkalarına yapmaktan çekinmezler.

Hayatı zorlaştıranlar çoğunlukla bilgiyi öğrenmek istemeyenlerdir. Kendi sınırını bilmeyen insan başkalarına da saygı göstermez. Cahillik mutluluk, huzur ve kafa rahatlığıdır, bildiğiniz ölçüde gergin ve sinirli, bilmediğiniz yada kafanızı yormadığınız ölçüde rahat ve mutlu olursunuz.

Bir insanın adalet duygusuna bakın, terazinin bir tarafında kendisi oturduğunda göstermiş olduğu adalet duygusuna. Yoksa çok var kendilerine dokunulmadığı sürece adalet dağıtanlar.

HÜLYA ÇAKICI

Yaşarken De Hasat Eder İnsan Ektiğini

İnsanın en iyi dostu ilk önce kendisiyse bu da kendisiyle ne kadar barışık olduğunu gösterir, kendisiyle barışık insan ise kendisine saygısı olan insandır, kendisine saygısı olan insan ailesine ve topluma saygılı insandır. Böyle insan çoğu zaman pozitif ve çoğu zamanda mutludur.

Bir ağacın dalları gibi hepimiz bir bütünün parçalarıyız ve hepimiz birbirimizden sorumluyuz. Kendimizden başlayarak bozulanları tamir etmek, tanımak, bilmek farkındalıkla yaşamaktır. Bir laf etmek için ağzını açmak ve açılan ağza kulak kesilmek ümide yakışan şeylerdir. Acı dile gelmez güç gelir.

Sürekli yere atmaya çalıştığınız yükü taşıma kaderi. Gerçek anlamda özgürlük diye bir şey olmadığı gibi bir yalnızlıktan da söz edemeyiz. Çünkü başka insanların çığlıklarıyla doluyuz ve benliğimiz bunları eğip bükerek şekilleniyor. Yalnızlık denilen sürece girildiğinde yılların tortusunu yeniden ısıtıp şekillendirmekten başka bir şey yapılamıyor.

Yaşanılanlar karşısında güçlü ve haklı olanın pek mutlu olduğunu görmedim. Genellikle haklısın ama sen güçlüsün derler, böylece içimizdeki ses yükselir ama bu sesi duymak, anlamak isteyen çok azdır yada yoktur.

İçimizdeki tornanın duygusal kalıplarıyla her gün yüzleştiğimiz halde ya gözlerimiz görmüyor yada özümüz görmemiz için yüreğimizi işaret ediyor. Bağımlılık tükenmiş varlığın bir hastalığıdır, kişinin bütünlüğe erişememesinden kaynaklanır. Bağımlı olmak insanın kendisine inanmayı kestiğinin ve üretmeyi bıraktığının göstergesidir.

Mutluluğu yakalamak için değil diğer insanları mutlu olduğumuza inandırmak için çabalıyoruz daha çok, onlar inanırlarsa kendimiz de inanacağız ve evet galiba mutluyum diyeceğiz sanki.

Hayatın getirdiği zorluklarla mücadele etmek güçlü bir karakter gerektirir. Bina sağlam temeller üzerine inşa edilmişse hiçbir deprem yıkamaz sadece çatlaklar oluşturur bunu tamir etmek yıkımdan alınan zarardan çok daha kolaydır.

Güçlü kişilerin zararı kendilerine olur, kimseyi kasıtlı kırmadıkları için genellikle pişmanlıkta duymazlar, yaralamalara cevapları ise gitmek olur yaralarını, zararlarını alıp giderler.

HÜLYA ÇAKICI

http://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1059237-yasarken-de-hasat-eder-insan-ektigini

Kendimizi Adilce Yargılayabilsek…

Bulunduğum yeri yadırgamamayı öğrendim. Düşen düştüğü yere, giden gittiği yere, kalanda kaldığı yere alışıyor. Ağlamayı öğreten hayat gülmeyi de öğretiyor, gözyaşını sildiğin mendil bir gün sevince de sallanıyor. Hayat bu umut ettiklerin boşa çıkarken, hiç ummadığın şeyler mutluluğa yetiyor.

Sınırsız mutluluk diye bir şey yok, hedeflerine ulaştığın kadar mutlusun. Mutsuzluklar ise hedeflere ulaşmaya çalışırken karşımıza çıkan engeller. Kendi hatalarımızı hayata atıyoruz oysa hayat ilk günkü gibi devam ediyor biz önce kendimizi düzeltmeliyiz ki, hayatın yanında bizlerde güzel olabilelim.

Toplumda hakim olan kimse elimden tutmuyor ki kaçışının sonu başarısızlıktır. Oyuncu olmak isteyen birisi oyuncuları eleştirerek onlardan daha iyi olduğunu, kitapları seven birisi bir çok yazardan daha iyi yazabileceğini söyler, herkes bir fırsat verildiğinde harikalar yaratacağını düşünüp bu durumdan şikayet eder. Böyle düşünenler; kimsenin umurunda değilsiniz, kimse kapınızı çalıp hayatınızın fırsatını ayaklarınızın önüne sermeyecek.

Sadece kendin odaklı yaşamıyorsan, evrensel olaylar seni biraz olsada ilgilendiriyorsa huzurlu olmanda zorlaşır. İnsan önce kendini sonra başkalarını sonra yine kendini tanıdığı ve bunuda kaldırabildiği zaman mutlu olur. Mutluluk özgürlük, özgürlükse cesarettir.

Kendini mutlu etmeyi öğrenip inadına mutlu olmayı başarabilmek ise ayrı bir yetenektir, ayrı bir kuvvettir. Çünkü hep isteriz ama ne istediğimizi bir türlü bilemez huzursuz, mutsuz, keyifsiz yaşarız. İhtiras, kıskançlık, gözün doymaması, bitmeyen arzular insanoğlunu dünyanın en tehlikeli canlısı yapar. Tepki görmeyeceğine emin olduğu zaman içindeki canavarı ortaya çıkarır insanoğlu, içinde yapmak isteyipte yapamadığı bir çok şeyi barındırır.

Günün birinde öleceğini herkes biliyor, bu gerçek herkesin içinde saklı duruyor ama nasıl oluyorda böyle bir şey yokmuş gibi üzeri örtülüyor. Amaç yok, plan yok, başlangıç yok, son yok sadece sürekli açılan, kıvrılan ve tekrar açılan sonsuz bir dönüş var. Hiçbir şeyin aynı olarak geri gelmediği, potansiyel olanın farklılıklar içinde geldiği bir durum içindeyiz, önemli olan içeriğin yaşanması, farkı ve tekrarı anlamaya, yakalamaya çalışarak zaman ise bunu yakalamaktaki en büyük engelimiz.

İnsan her yaşta yanlış yapabilir, yanlış yapmadan doğruyu göremiyoruz, herkesin doğrusu da, yanlışı da kendisine bunu çok sonra anlıyoruz düzeltene kadar da zaman geçiyor.

HÜLYA ÇAKICI

http://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1059117-kendimizi-adilce-yargilayabilsek

Derindeki Duygular

İnsanın bazen kendisiyle bile konuşmak istemediği konular vardır, bunlar canını yakar ama anlatırsa dahada çok canı yanar, zamanı gelince de anlattığı kişiler anlatanı derdiyle vururlar. İnsanların duygularını en derin yerlere gizlemeleri, benliklerinden gitgide uzaklaşıp güven ortamının bozulması, sanal bir dünya yaratmaları ve kendilerini oralarda görme isteği bu yüzden artıyor belki.

İnsandan insana farklılık göstersede istisnasız her insanın en derinlerinde tuttuğu, kendine sakladığı duyguları, zaafları, sırları vardır bunlar konuşulsa da kimseler anlamaz.

Aslında hepimiz bizi anlayabilecek, çözüm üretebilecek, bizi olduğumuz gibi kabul edebilecek insanlarla konuşmak isteriz. Ama herkes birbirinden taktir beklediği için ortak fikirlerde buluşur ve dolayısıyla saklanır içtekiler.

Anlaşılacağımıza ve yargılanmayacağımıza inansak paylaşma isteğiyle doluyuzdur. Aksi olacağını bildiğimizden susmayı tercih ederiz. İçimizdekiler genelde insanların algılayabileceği duygular değildir, ya anlaşılmacağını yada tekrar içimizi acıtacağımızı bildiğimiz için konuşmayız. Derinlerimizdeki duyguları dışa vurmak isteriz bazen ama çoğu zaman bizi dinleyecek kimselerden yoksunuzdur, dinleseler bile asıl söylemek istenenin dışında bir anlam çıkartıp yanlış cevaplarla karşılık verirler.

Çok derindeki duyguları anlatmak için kelimeler yeter mi? Konuşacak anlayacak insan var mıdır? Herkesin bir kimsesi bir de kimsesizliği vardır. O kimsesizlik derinde olandır. Sen anlatmadan anlayabilecek seni sana anlatabilecek insan var mıdır?

Konuşmadıkça daha da derinleşir, çoğalır duygular, insan onlardan kabuk yapar kendine sonra kapanır içine sığındığı limanı olur derin duyguları bir o kadarda acısı. Bir süre sonra derin yaraları insana kendi yaptığı hataları hatırlatır. Konuşmak hatırlatır konuşursa içindeki gibi anlaşılamaz o yüzden duygular hep derinlerdedir.

Kaygılar ömrü demliyor, ani kararlar ve fazla duygusallık yanlış karar vermemize neden oluyor bu yüzden mantıklı düşünemiyoruz.

Ciddiye alınmayan bir yaşam insanlara bizi kullanmaları için zemin hazırlar sanki beyin insanın bir parçası değilmiş gibi ama beyin insanın bir parçası olarak algılanırsa insanın gördüğünü tekrar etmesinin ve daha önce gördüklerini de duruma göre uygulayıp davranmasını sağlar.

HÜLYA ÇAKICI

Tekrar Biri Çıkar Herkes Eşittir Der Ve Film Tekrar Başa Sarar…

Yetenek ve hayal gücü diplomayla alınamıyor sadece siz de olanın kalitesini yükseltiyor.

Refah seviyesine erişmiş milletler ortaçağda kilisenin hegomonyasını ortadan kaldırmış, bilim ve sanata önem vererek kalkınmışlar, medeni kanunlar ile de toplum düzenini sağlamışlardır. Ama kalkınırken kendilerinde olmayan doğal kaynaklara ulaşmak için ilkel kabile ve toplumların doğal kaynaklarını ve insan kaynaklarını sömürmüşler, refah ve çıkarları içinde dünya savaşlarını çıkarmışlardır.

Sömürü düzeninin içinde olan toplumlar ise kendi içlerinde adalet ve düzeni sağlamak adına demokrasi, hak ve eşitlik düzeni sağlamaya çalışmışlardır. Ama yine de bu sömürü düzeninin aktörleriyle akıllıca pazarlık içinde olmalılar çünkü toplumlar kendi içlerinde birlik olamazlarsa kurtlar sofrasına meze olurlar.

Dil, din, ırk gibi ayrımlar siyasilerin uydurduğu şeylerdir, dünyayı birbirine düşürenler de zaten siyasi güçlerdir yoksa biz insanlar birbirimizin diline, dinine, ırkına saygı duyarız, böyle ayrımları yapanlar aramızda çok azdır ama yönetenler menfaatleri uğruna o an neye gereksinim duyarlarsa onu ön plana çıkarırlar. Şu da bir gerçektir ki bütün dinlere saygı duyulup yıllarca cami, kilise, sinagog gibi ibadet yerlerinin yanyana olduğu yerlerin en başında Türkiye gelir.

Cehalet dini ve milli değerleri kullanarak yayılır. En etkili yeri de siyasettir. Baştaki telkini yapar siz kaynağıyla değil kopyasıyla uğraşırsınız. Bu durum siyasi olduğu kadar ideolojik de olabilir, hatta tartışma kültürü olmayan kişiler sırf üstün gelme çabası için hümanizm gibi değerlere sığınabilirler. Bilgi yaymanın faydası düşündüklerimizin anlaşılmasıdır bu da bilgiyle uğraşanları anlayış bakımından özel kılar. Ve sonra yine biri çıkar herkes eşittir der ve film tekrar başa sarar.

Günümüzde bilgisizlik bilerek de, bilmeyerek de işliyor. Bazı güçler bunu bilerek, toplumdaki bireylerden bazıları da bilmeyerek yapıyorlar. Bu bireyler genellikle kitap, gazete, makale vs. okumuyor, her hangi bir şeyi merak etmiyor, bunlara ihtiyaç bile duymuyor ve bir şeyleri farkında olmadan öyle yada böyle uyguluyorlar. Herkes her şeyi bildiğini zannediyor, oysa çok çok kısıtlı biliyor ve mevcut kabuklarından çıkmaya çalışmıyorlar bile, çünkü kendilerinin her şeyi doğru bildiklerine inanıyorlar.

Aklı ve bilimi hayat felsefesi ve amacı yapmayan, dini inanç adı altında bazı sınıf ve toplulukların içine giren veya girmek zorunda bırakılan toplumlar sömürü düzeninin ezilenleri olmaya mahkum olurlar. Toplumların da, insanların da iyilik veya kötülükleri içinde yaşadıkları toplumların, toplulukların yaşam koşulları ve inançlarıyla ilgilidir. İnsanların dünyada barış ve huzur içinde yaşayabilmeleri için dini inanç adı altında beyinlerinin esir edilmemesi gerekir. İnaçlar insanların huzuru için vardır şu veya bu nedenlerle insanların beyinlerine pranga vurulursa çatışma ortamı her zaman var olmaya devam edecektir. Eğer inançlar huzuru ve barışı sağlarlarsa gerçek inanç olurlar.

HÜLYA ÇAKICI