İyi İnsan Kötü İnsan

Kötü düşünen, kötü davranan birinin iyi olmak gibi bir lüksü yoktur. İster ettiğini bulma, ister karma, ister başka bir şey densin durum budur. İyilik yapanın her iyiliği karşılık bulur mu? Hayır, o yüzden kendinizi korumayı bileceksiniz ki, kötülükte kötüler de her zaman var olacaktır.

İyi insan olmak kötü şeyler yaşamanıza engel olmaz. Koşullar neyse insan ona göre şekil alıyor. Kötü şeyler yaşadıktan sonra bile iyilik yapabilenlere iyi insan diyorlar. Zihniyeti temiz olanlar için ise bu fark yaratmıyor onlar hep aynı temiz insanlar çünkü.

Önce kendi içimizde iyilik ve kötülük olduğunu öğreniriz, sonra bunun herkeste var olduğunu. Ama iyi ve kötü olmanın bizim tercihimiz olduğunu hep unuturuz. Her insanda nefis ve vicdan olduğuna göre önemli olan bunu vicdanıyla kontrol edebilmektir. Düşünmek ayrı, eyleme geçmek ayrı yaradılış olarak iyi ve kötüye yatkınız, seçim yapar ve irade gösteririz.

Zihniyetlerimiz menfaatçi olduğu için iyilikte de karşılık bekliyoruz. İyi yada kötü olmak tek başına bir ödülü yada cezayı gerektirmez. Başkalarından onay ve ödül beklemeden davranırsak hareketlerimizde daha samimi oluruz.

İyilik karşılık beklemeden yapılan bir eylemdir esası budur. Cennet vaadi ve cehennem korkusuna iyilik yapıyor bir çok insan. Kötülük yapıp şeytana uydum diyenler çoğaldı. Sadece iyilik yapmak için yapan insanlarda asıl başarı.

Fazla yapılan iyilik de, iyilik yapılanı yüceltir, toplumda çoğu insan ahlaktan yoksun olduğundan dolayı, er veya geç üzülen ve yalnız kalan yine siz oluyorsunuz.

Aslında kimse tam olarak iyi değildir mutlaka bir şey yapmıştır birine zarar vermiş, kalp kırmıştır bilemeyiz. O yüzden tamamen iyi ve tamamen kötü diye bir şey yoktur. Önemli olan bir şeyleri birileri için değil, içinden geldiği ve istediğin için yapmaktır.

HÜLYA ÇAKICI

Reklamlar

Ülkenin geneli depresyonda!

Kimse mutlu olamaz dünyamızda, bizi mutluluk için tasarlamamışlar. Çünkü gereğinden fazla özlüyoruz dünü.

Ülkenin geneli depresyonda. Kimse mutlu değil, kimse kimseye tahammül edemiyor, umut edebilen insan az, çalışma şartları ağır, insanlar katı, hayatı idame etmek yorucu. İnsanlar yalnız ama başkasını hayatına almak için güçleri yok. Şükür etmek için pek çok sebep olsa da yetmiyor. Ne kadar çok şeyin farkına varırsanız, vicdanınız da varsa depresyon kaçınılmaz. Zaten sorgulayan bir beyin eninde sonunda bulunduğu hayatın gerçekleriyle mutsuzluğa sürükleniyor.

Dünya üzerindeki mutluluğun hakim olunduğu yerler genellikle ekonomik yönden güçlü ülkelerdir. Bizim toplumumuzun Akdeniz ülkesi oluşu dolayısıyla duygusal olması da bir etken belki mutsuz olmaya. Bir kuşak arabesk filmleri ve müzikleriyle büyüdü, şarkılara ve filmlere ağlayarak yetişti. Günümüzün anne ve babaları o kuşağa ait. Yapılan bir deneyde Vivaldi dinletilen bitkiler ile Arabesk dinletilen bitkiler arasında büyük farklılıklar ortaya çıkmış. Klasik müzik dinletilen bitkilerde büyüme ve yeşerme daha hızlı olurken, arabesk dinletilenlerin çoğu solmuş.

Bu arabesk toplum işsizlik, siyasi çalkantılar, ayrımcılık, politik kavgalar, haksızlıklar vs. gibi bir çok etkenle birleşince mutsuzluk dolu günlere geldik. Düzelir mi bilinmez ama daha kötüye gidiyor gibi görünüyor. Hava alayım, biraz stres atayım diyecek yer yok yada rahat yok. Yani insanımızın stresten, sinirlilikten uzak kalma ihtimali giderek azalıyor.

Belki mutluluk akıl, eylem ve yüreğin bir noktada buluşmasıdır. Başlangıcı anlamadan, olayların başladığını anlayamayız hepsi bir anda başlar bizlerde karışır kalırız.

Silkelenirsek kalkar ayağa, yola devam eder, çağdaş medeniyete doğru ilerleriz. Zamanı gelince de ölüp gideriz, evrimsel değişim hareketlerini kimse durduramaz.

Tanrı insana mücadele edebilme gücünü vermiş. Kimisi bu hayat savaşında kaybeder ölümü seçer, kimisi kazanır ölümün elbet gün gelip kendisini seçebileceği bilinciyle yaşamaya devam eder.

HÜLYA ÇAKICI

Yaşanmış bir iş başvuru hikayesi

Gazete yazarı Mustafa Özel’in köşesine taşıdığı yaşanmış ilginç bir iş başvurusu hikayesi:

Alttaki işbaşvuru formunu dolduran Mehmet Tartar’ın başvuru formuna yazdığı cevaplar:

1. Adınız Soyadınız:

Mehmet Tartar

2. Yaşınız:

Yirmi sekiz.

3. Şirketimizdeki hangi pozisyon için Başvuruyorsunuz?

Mümkünse yatay bir pozisyon için. Eğer daha ciddi bir cevap istiyorsanız ne iş olsa yaparım. Şart öne sürebilecek durumda olsaydım burada bu formu dolduruyor olmazdım.

4. Düşündüğünüz ücret:

Aylık 5.000 YTL maaş artı yıllık kardan yüzde 10 hisse. Eğer bu mümkün değilse siz bir ücret önerin ben size evet yahut hayır derim.

5. Eğitiminiz?

İdare eder

6. Son işiniz

Sadist bir şefin deneme tahtası olmak.

7. Son ücretiniz:

Hak ettiğimin çok altında.

8. Önemli başarılarınız:

Arakladığım kalemlerden muhteşem bir kolleksiyonum var; evde sergiliyorum.

9. İşten ayrılma sebebiniz:

Bkz. Cevap 6.

10. Size ulaşabileceğimiz saatler:

Banka atm’si gibiyim: 7/24.

11. Çalışmak istediğiniz saatler:

Pazartesi, Salı ve Perşembe 13.00-15.00 arası.

13. Şimdiki işvereninizle görüşebilir miyiz?

İşverenim olsa burada olmazdım.

14. Fizik durumunuz 20 kilogramdan fazla taşımanıza engel mi?

Belli olmaz, ne taşıdığıma bağlı.

15. Otomobiliniz var mı?

Evet, ama soru yanlış sorulmuş. “Çalışır durumda bir otomobiliniz var mı?” diye sorsaydınız cevabım farklı olurdu.

16. Daha önce bir yarışma veya madalya kazandınız mı?

Madalyam yok ama lotoda iki kere 3 tutturdum.

17. Sigara içiyor musunuz?

Otlanacak bir enayi bulabilirsem.

18. Beş yıl sonra ne yapmayı hayal ediyorsunuz?

Bana tutkun zengin bir fotomodelle Bahama Adalarında yaşamayı. Bir yolunu biliyorsanız bunu beş yıl beklemeden de yapabilirim.

19. Yukarıdaki bilgilerin doğruluğunu taahhüt ediyor musunuz?

Hayır, ama sıkıyorsa aksini iddia edin.

20. Sizi bu başvuruyu yapmaya iten gerçek sebep nedir?

Birbiriyle tutarlılık derecesini kestiremediğim iki cevabım var:

a) İnsan sevgisi ve tüketicilerin iyi beslenmesine katkıda bulunma arzum.

b) Gırtlağıma kadar borca batmış olmam..

Sonuç: Mehmet Tartar işe alındı…

Öğrenilmiş Çaresizlik Öğrenilmiş İyimserliği Döver

İnsanlar tırnaklarıyla çabalayarak gelmedikleri yerleri hor kullanıp her şey olabileceklerini sanırlar ama sadece amaca malzeme olurlar.

Ülkemizde kararları büyükler alır fatura hep emekçiye çıkar. Şıkları da yoktur akıl almak ve hesap ödemek dışında, çünkü akıl hep dümeni tutandadır. Bu yüzden de acıya verecek bir şeyleri kalmamıştır mutluluktan alacakları dışında. Yani hem seçmiyorsun, hem bedelini ödeyensin.

Halkın cahilleştirildiği bir ortamda ortaçağ karanlığını dayatan faliyetlere karşı ayık olmak gerekiyor. Çünkü son yıllarda Allah ile insan arasında aracılığa soyunan bir sürü kişi, din taciri, düzenbaz vs. oluştu.

Millet çocuğa, sakata, yaşlıya, zihinsel engelliye tecavüz ediyor hiç ses yok ama bir amaç uğruna bir şey yap ortalık ayağa kalkar. Eylem yapana saldır, parkta el ele tutuşana saldır, şort giyene saldır, dondurma yiyene saldır. Biri dönüp eleştirince de yapmadığını bırakma. Ne çok hain ve parazit toplanmış ülkemizde, hakikaten çok büyük ve güçlüymüş ki hala dayanıyor. Her şeye sessiz kalıp kendisi bir gün aynı olumsuzluklara maruz kalınca başkalarının niye sustuğunu sorgulayan insanda çok bizde. Yoğun bir toplumsal oryantasyon eğitimine tabii tutulmamız lazım. Yoksa toplumun farklı inanç ve görüşe sahip bireylerden oluşup herkesin dilediği gibi yaşama hakkına sahip olduğunu öğrenemeyeceğiz.

İronik olan bugünün güçlüleri, yarın adalet diye bağıranlar olacak. Kan davasına düşmanlık yapan bir toplumuz ama bu kan davasından da büyük. Düşmanımız adalet, hak, hukuk, kanun düşmanlarıdır diyemediğimiz sürece de bu durum devam edecektir.

Özgürlüğümüz sizin seçiminizin olduğu sınıra kadarsa, sizin özgürlüğünüzde toplumun etik anlayışına kadardır. Toplumun sizlere duyduğu saygıyı sizlerde onlara duysanız problem falan yok aslında.

Unutulmamalı ki, öğrenilmiş çaresizlik öğrenilmiş iyimserliği döver.

HÜLYA ÇAKICI

Allah Niyetine Göre Versin

‘Allah niyetine göre versin’ iyi insan için dua, kötü insan için bedduadır. Kötü deyince aklımıza kavram değil insan gelmesi çok trajik.

İyilik ticaret değildir. Allah için yapılır ve unutulur. İyiliğin limitini ayarlamak vicdanlı insanın işi değildir. Gerektiği ve ihtiyaç olduğu her yerde iyilik yapabilmeli bilen bilir, bilmeyende kendi bilir. İyi insan her zaman iyidir yaptığı iyiliklere karşılık beklemez, karşısındaki kişide nankör değilse iyilik karşılığında insanca davranır. Günümüzde insanlar para için, menfaatleri için her şeyi yapıyorlar bu dünyanın adının etme bulma dünyası olduğunu ve ilahi adaleti unutarak.

İyi insanların kaybetmesini sağlayan insanlar aslında neyi kaybettiklerini bilmiyorlar. Halbuki iyiler ne bu dünyada kaybederler, ne de öbür dünyada.

Güçlü kişilikler iyi olmayı başaranlardır. Kendini iyi yetiştirmek olumsuz yönlerini değiştirmeye çalışmakla başlar. Erdemli bireyin en önemli özelliğidir hatanın hata doğurmasını önlemek. Gerçeği acı tecrübeler edinince öğreniyor ve acı çektikçe de nerede hayır denmesi gerektiğini öğreniyoruz.

İnsanlar tam anlamıyla kendilerini yansıtmaz, yansıtamaz, yansıyamaz, hepimizin yaşanmışlıkları ayrıdır, kökene indikçe dahada farklılaşır bu bazen kendini bulmak, bazen kendini yansıtmaktır.

Beni hayal kırıklığına uğratan kendimden başkası değil demiş Franz Kafka. Hayallerle yaşayanı gerçeklerle rencide ederler. İnsan acımasızca sadece kendisine düşman oluyor, en büyük zararı da kendisine veriyor. Yaşadığın hiçbir şey için pişmanlık duyma, yaşananlar yaşanması içindir.

İnsanı çukura düşmesin diyerek geriye iterseniz kabahatli olursunuz, izin verin düşsün böylece ağlamamaya alışır.

HÜLYA ÇAKICI

Zeki Olmak Mutsuzluğa Davetiye midir?

En güzel yaşam her şeyin orta halini bularak dengeli yaşamaktır. Zeki ve bilinçli insan geçmişi unutmaz, bugünün şartlarının bilincindedir ve aynı zamanda geleceği de tahmin eder, okur. İyi analiz edip hareket eder.

Zeki insan kendisini rahatsız eden bir çok şeyi bilir ve çareleri ararken mutluluğu kaçırır. Akıl yettiğinden dolayı farkında olmak ile, akıl yetmediği için farkına varamamakla ilgili biraz da. Fikrimce farkındaysan daha az mutlu, farkında değilsen daha fazla mutlusundur.

Hayat için çok şey söylemek mümkün ama uygulamada yetersiz kalıyoruz, temelden eğitim almak yada biraz deli olmak gerekiyor. Akıllı olup da mutsuzsan az biraz deli olmanın zararıda olmaz gibi.

Başka insanlara ve maddelere bağlı olmak, beklenti içinde olmak mutsuzluğu beraberinde getiriyor. Düşünemiyoruz, düşünme kabiliyetimiz yok olmuş, dünyaya kara bir perde inmiş gibi. Biraz samimiyeti yakalayabilirsek belki mutlu olabiliriz.

İnsanoğlu zaafına ve iyi niyetine yenik düştüğü sürece, her zaman ya kullanılır maşa gibi yada önceliği olmayan ikinci seçenek olur. Mutluluk sahip olmak istediğin şey değildir. Elindekiyle yetinmek ve mutlu olabilmektir. Mutluluk suya düşmüş bir damla gibidir ve mutluluk diyarı genellikle sabır ülkesinden sonra gelir.

Mutlu olmak isteyen kimseden bir şey beklemez, mutluluk her yerdedir ve bunu aramak insanların kendi ellerindedir. Mutluluk ve mutsuzluk yaşamın her evresinde bizimle birliktedir, süresiz bir mutsuzluk olmadığı gibi süresiz mutlulukta yoktur.

İnsanca, insana yakışanı yaşamak, yaşatmak değil midir asıl olan. Özünde insan gibi insan olabilmek. Çağ dışı ve geri zihniyetlere düşmeden, emek verdiklerini ve verenleri seven, sözünün eri olan, yaptığı işi iyi yapan, çalışkan, düzgün yaşayan, savunduğu doğrular için dik duran, kalleşliğe prim vermeyen, mert olan, güçsüzü koruyan, rotaya dümen olmayan, kula kulluk yapmayan, karanlığa mum yakan, Allah’tan başka kimseden korkmayan, yani özünde, sözünde insan olan, cinsiyet gözetmeden insan olan, olabilen kişi zaten mutlu kişidir. Böyle insanları zaten mutluluk aramadan bulur.

HÜLYA ÇAKICI

http://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1055100-zeki-olmak-mutsuzluga-davetiye-midir-

Herkesin kendi doğrusu var!

Tartışmalarda savunmaya geçip karşımızdakini suçlamak kolaydır. Herkesin kendi doğrusu var. Çünkü genel gerçekliği insan göreceli olarak algılar ve değerlendirir.

Çatışma anında veya sonrasında samimi bir şekilde duyguları anlatmak bazen işe yarar. Hissettirdikleri ve etkisi, doğru söylemenin gücü ile birleşebilir. Kızmaya devam etmek tartışan tarafların hepsine zarar verir ve zihnin tartışmanın ötesinde olan düşünceler üretmesine neden olur. Etkisini paylaş, uzlaşı yolu için sorumluluk al ama yürümeyen bir konu ise sınırlarını belirle, kızmadan, sessizce yol al uzaklaş.

Sorunlarımızı anlaşılır ve kendimizi ifade edebilir şekilde ele alıp karşı tarafa hassas bir tutumla dile getirdiğimizde halde her hangi bir çözüm yolu bulamıyorsak yada karşı tarafın çözüm bulmak gibi bir derdi yoksa, bunu istemiyorsa nasıl bir yaklaşım tarzını benimseyebilir, eğriyi doğruyu anlatabiliriz? Anlatamayız. Herkesin bir açığı var ve çevremiz bu yaklaşımları sergileyenlerle çevrili, ben bu durumlar da açıklamamı yapar bırakırım, artık böyle oldum. Çünkü kendi doğruları ağır basıyor bazı insanların, açık değiller yada korkuyorlar, kaybetmekten korkuyorlar, iş, çevre, arkadaş, para, dost, aşk vs. bu yüzdende hep ben doğrucuyum yaklaşımı sergiliyorlar. Ve iyi olmayı seçtiği halde karşısına hep tersi çıkan insanlardır bizim gibiler. Kendilerine dayatılanlara o kadar bağlılar ki, başkalarının dayatılanları sorgulamasına ve eleştirmesine bile tahammül edemiyorlar. Okuyan, düşünen, gören insan mutsuz oluyor. Aslında biraz cahil olmak lazım dünya derdini çekebilmek için.

Başarı ve değişim istiyorsak hayat enerjimizi yükseltmek durumundayız. Eşit olmayan koşullar başarı ve başarısızlığı beraberinde getiriyor. Baktığımızda başarısız kabul edilen insanların kişisel noksanlıklarından çok, adil şartlar ve uygun ortam yaratılmadığı için kendilerini gösteremediğini, bu şartlar sağlananların ise bir adım önde olduğunu görüyoruz.

İnsan sahiplenmeye çalıştığı her şeyi kendisine yük olarak alır. Sorumluluklarını taşıyıp durur, kaybetmemek içinde sürekli çabalar, bu yüzden de mutsuz, yorgun ve korkak yaşar. Güvensizlik, gelecek kaygısı, çıkar savaşları, azla mutlu olmama vs. dolayısıyla samimiyet ve dürüstlük rafa kaldırdı, maskeler takıldı.

HÜLYA ÇAKICI

http://hthayat.haberturk.com/blog/haber/1055121-herkesin-kendi-dogrusu-var